21 Eylül 2010 Salı

Eat Pray Love , Elizabeth Gilbert

Celta kursu aşamasında okumaya ara vermiştim. Kursa hazırlanmak için ve kurs süresince hep ders kitabı okudum. Ağustos ayında tatildeyken sadece dergi okudum. Beyin dinlendirmesi olarak. Eylül ayında döner dönmez Ipad'ime sarıldım. Tabii İtalyanların italyan IBook Store hazırlamaları için aylarca hatta yıllarca bekleme riski olduğunu bildiğim için hemen ikinci iyi e reader olan Amazon Kindle application'ı yükledim. Çok akıllı bir hareket ile Apple için application hazırlamışlar. Bu şekilde satışları ve populariteleri düşmeyecek. Hemen ilk digital kitabım olarak Eat Pray Love' ı aldım. Yeniden okumaya çok keyifli bir kitap ile başladığımı söyleyebilirim. Tabii İngilizce okuduğum için daha zevk aldım. Türkçe okuyup pek beğenmeyenler olduğunu duydum.

Ben çok beğendim. Eat olan ve İtalya'da geçen kısım bana çok hitap etti. Milano'da yaşamama rağmen Roma'da yaşamayı tercih ederdim. Renkli,her zaman güneşli,son derece tarihi ve güzel bir şehir bence. Bu şehri interrail seyehatimde görmüş ama anlayamamışım. Seneler evvel ikinci defa eşimle görünce aşık oldum ve kendisine dönüp' uff sen niye Milano yerine Roma'da doğmadın? dedim. Tabii romanın kahramanının tavsiye ettiği dondurmacıya gidilecek ve Napoli'de gittiği pizzacı Michele'de çok tipik ve meşhur. Ona da gitmedim hemen notumu aldım. Bir gün başka şekilde güzel olan Napoli şehrine dönersem gideceğim.
İtalyanlar üzerine yazarin Barzini'den aldığı çok hoş bir görüş var. Bence çok doğru. Okuyunca sonunda bende bazı sorularımın cevabını sonunda aldım. Aynen burada veriyorum ama tabii İngilizce olarak.
"Italians will tolerate hideously incompetent generals,presidents,tyrants,professors,bureaucrats,journalists and captains of industry,but will never tolerate incompetent "opera singers,conductors,ballerinas,courtesans,actors,film directors,cooks,tailors...In a world of disorder and disaster and fraud,sometimes only beauty can be trusted.Only artistic excellence is incorruptible.Pleasure cannot be bargained down.And sometimes the meal is the only currency that is real.'
Roma hakkındakı şu lafı çok hoş :
'I am inspired by the regal self assurance of this town,so grounded and rounded,so amused and monumental,knowıng thet she is held securely in the palm of history. I would like to be like Rome when I am an old lady.'
Pray kısmını da belki de yoga yaptığım için zevkle okudum. Burada da hoş laflar var.
'Yoga is to find union between mind and body,between the individual and her God,between our thoughts and the source of our thoughts,between teacher and student,and even between ourselves and our sometimes hard to bend neighbors.'
veya
'The Yogis,however,say that human discontentment is a simple case of mistaken identity.We're miserable because we think that we are mere individuals,alone with our fears and flaws and resentments and mortality.We wrongly believe that our limited little egos constitute our whole entire nature. We have failed to recognize our deeper divine character.We don't realize that,somewhere within us all,there does exist a supreme Self who is eternally at peace ekle.That supreme Self is our true identity,universal and divine.Before you realize this truth,say the Yogis,you will always be in despair,..'
veya
'As smoking is to lungs,so is resentment to the soul;even one puff of it is bad for you'
Love kısmında ise sadece aşk yoktu. Bali ve oradaki meditasyon metod ve düşünceleri vardı.
Uzun lafın kısası okuduğuma memnunum. Birkaç günde kitap bitti ve birkaç sefer de beni ağlattı. Bakalım filmini de bu kadar beğenecek miyim? Kitaba sadık kalmış diye yazıyorlar ama..
Son alıntı ile yazıyı kapıyorum. Bu pray bölümünden ama söyleyen bir yogi.
'Happiness is the consequence of personal effort. You fight for it,strıve for it,insist upon it,and sometimes even travel around the world looking for it.You have to partecipate relentlessly in the manifestations of your own blessings.And once you have achieved a state of happiness,you must never become lax about maintaining it, you must make a mighty effort to keep swimming upward into that happiness forever,to stay afloat on top of it.If you don't, you will leak away your innate contentment. It's easy enough to pray when you're in distress but continuing to pray even when your crisis has passed is like a sealing process,helping your soul hold tight to its good attainments.!





16 Eylül 2010 Perşembe

Scala'da yine bale...15.09.2010

La Scala'da yine bir bale gösterisine gitmek nasip oldu. Arkadaşım uygun bilet bulmuş. Yakışıklı ve başarılı İtalyan balet Roberto Bolle'ninde bir bölümünde dans ettiği çok hoş bir gösteriydi.
Koreograf Amerikalı
William Forsythe. Çok modern ve dimanik bir gösteriydi. İnanılmaz bir teknik ve dikkat ve titizlik istiyordu. Baletler ve balerinler bunu tam manası ile yerine getirdiler. Ne resim çekebildim ne video. Zaten gösteri sırasında yasak alkış anında da olmadı.

Birazda kendim hatırlayayım diye bu kısa yazıyı koydum. Ben klasik bale seyretmekten daha çok zevk alıyorum ama bu da enteresandı. Ayrıca daha cok balet ve balerin bu sayede dans etmiş oluyor. Çünkü konulu bale gösterilerinde çoğu kalabalığı filan da oynuyor ya da genelde başbalerinler daha çok dans ediyor. Bu tip gösterilerde daha çok sanatçı teknik becerilerini gösterme şansına sahip. Bu kendi nacizane yorumum tabii.

14 Eylül 2010 Salı

12 Eylül, Spotorno'da denize veda


Ani bir karar alıp karşı komşularla günübirlik denize gittik. 1992 yılından beri Italya'da yaşıyorum ve ilk defa böyle birşey yaptım. Tipik bir Italyan Pazar aktivitesi... Biz öyle buz kutuları ve evden getirdiğimiz sandviçlerimizle gitmedik çünkü son anda karar verdik. Eylül ayı her yer daha az kalabalık oluyor ve otobanlarda boş oluyor. Yıllardır bunu yapmamamın sebeplerinden biri Liguria bölgesinin yazın inanılmaz kalabalık olması.

Eylül ayının ikinci haftası hava da muhteşem olunca fırsatı kaçırmadık. İyiki gitmişiz. Deniz ılıktı ve tertemizdi. Bana göre yine çok insan vardı. Ben tabii alışmışım Türkiye'deki rahatlığa..Italyanlar da birde plajda hemen kıyıda ayakta konuşma alışkanlığı var. Sandalyelerimizi Çeşme'deki gibi öyle en öne koyamadık. Sabah yedide yola çıktık ve ikibuçuk saat sonra plajdaydık. Ben boş görünce hemen sandalyemi en öne koydum ama biraz sonra insanlar gelmeye başladı. Daha doğrusu herkes denize girmeyip ayakta halka gruplar oluşturup muhabbet etmeye başladı ve ben sandalyemi alıp kös kös arkaya diğerlerinin ve kıs kıs gülen eşimin yanına geçtim.

Yine de süperdi. En az yedi defa denize girdim. Bol bol yüzdüm. Güneşe ve masmavi gükyüzüne bakarak yaz sezonu ve denize veda ettim.. Ilık denizin içinde dibe dalarak o maviliğin içinden balıkları seyrettim.

Milano Spotorno 258 km az yol değil ama değdi.. Eylül ayında güzel hava da yapılası bir aktivite imiş. Öğlen plaj bardan aldığımız sandviclerimizi de yedik. Aksam dörtbuçuğa kadar yüzdük ve güneşlendik. Tabii sabah dokuzbuçukta varınca erkende kalktık çünkü maalesef Milano dönüş yolunda trafik olacağından emindik.

Sabah kimse yokken çektiğim videoyu da paylaşmak istedim. Huzur verici.


İşte böyle... 18 ve 19 Eylül Franciacorta yöresinde her yıl düzenlenen degustasyon festivaline katılacağım. Bu yöre dünyada çok meşhur.. Üzüm bağları ve tabii Spumante ile. Türkçesi tam olmasa da şampanya diye çevrilebilir. Güzel bir haftasonu olacak ama yazmam uzun sürebilir. Fotoğraflar ve videolar ile dolu bir yazı olacak...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Summer 2010 in Turkey

Uzun zaman aradan sonra sevgili bloguma yaz tatilimi anlatan yazı ile dönüyorum. Temmuz ayı yoğun geçti. Celta kursu çok yoğundu. İzlenimlerimi ingilizce olarak ilk günlerde yazabildim ama sonra hiç zamanım olmadı. Artık Celta qualification almış olarak yazıyorum bu satırları. Yeni bir dünya açıldı bana ve bir sürü yeni ve enteresan şeyler öğrendim. Umarım bu öğrendiklerimi uygulamaya koyma fırsatım olur. Kendi işimi bırakmaya niyetim yok ama haftada birkaç saat bir okulda ders verebilsem süper olur. Tatilden yeni döndüğüm için henüz araştırmalara başlayamadım.

Bloga İngilizce de yazmak istiyorum ama çok daha fazla zamanımı alacak. İleride bu düşüncemi gerçekleştirmek için çaba göstereceğim. Maalesef şu an hazır değilim ve zamanım yok. Neyse güzel Türkçemizle devam edelim..

Celta kursu biter bitmez ertesi gün yani 24 Temmuz günü uçağa binip soluğu Alaçatı'da aldım. Çocuklara kurs süresince annem baktığı için onları da bir aydır görmüyordum. Onlarla kısa hasret giderebildim çünkü akşamında Çiftlikköy'deki arkadaşımın evindeki grup yemeğine katıldım. Kızım haklı olarak arkamdan ağladı. O parti ile başlayan yoğun tempo Ilıca plajında değişik dostlarımla buluşmalar,Gerence körfezindeki ıssız plaj sefaları,Paşalimanı,Ambians,Seaside,Solto,Kum ve Okan's beach keyifleri,Ilica plajinda mehtapta ailece gece denize girme,fırında makarna,karnıyarık ve şehriyeli pilav,külür ziyafetleri,eski lise arkadaşları ile buluşmalar, dışarıda yemek veya bar keyifleri ile devam etti.En son bizim Alaçatı'daki evde bira partisi ile sezonu kapadık.

Bu güzel tatilden birkaç özel resim ve bu sefer daha çok video koyuyorum.Geçen seneye göre yazım kısa oldu ama keyifler aynı.. Bu sene denizden daha fazla keyif aldım çünkü hava çok sıcaktı ve Çeşme az rüzgarlıydı. Dolayısı ile deniz suyu çok sıcaktı. Ilıca hep sıcaktır ama bu sene Altınkum ve Alaçatı taraflarındaki plajlarda da deniz suyu daha ılıktı. Enfesti. Deli gibi denize girdik..

Paşalimanı ağacımız ve mısır artıklarımızı yiyen aç kuşlarımız


Gerence'deki ıssız plajımızda güneş ışıkları








ve rüzgarın oyunlarını ve taşları gösteren videolar






Külür sanırım sadece İzmir'de bizim ailenin yaptığı anasonlu ve sakızlı ekmek ve teyzemin kahvaltı sofrası

Bizim ambians adını verdiğimiz plaj









Seaside bence en iyi "beach club"



Ilıca Plaj son gün bize güzel veda etti ve bu sene çoğunlukla düzdü. Muhteşem bir deniz ve plaj orası...


10 Temmuz 2010 Cumartesi

Celta goes on...I'm through the second week :)

Well here I am!! I wrote the first two days and I stopped. I don't have time!!!!! The course is so
intensive. It really is. The days are the same. Around 7.30 I come home, I eat something with my husband and I start studying and it goes on until one o'clock. I am so tired but I am really happy and and soooo satisfied. I had the "pass" with my first assignment and I don't need to resubmit.This is really uplifting for me since I am not a native speaker of English. On Monday in with the 2nd assignment and we shall start thinking about the 3rd one.In the meantime I keep on teaching. I had my 5th teaching practice last Thursday. I still forget things but we all learn from our mistakes.After our lesson there is feedback from tutors and other trainees. It is so helpful. The trainee group is really nice. We are all friends now. We are on the same ship. I feel that we will always be in touch in the future.
For two weeks we had a group of pre intermediate students. This Monday the group is changing to advanced level!! And I will be teaching! I will have a language lesson through a text which talks about a burglar cat in England who steals womens' underwear... I feel and hope that it will be a nice first lesson with this new group. There were only ladies aged between 45-65 in the other group. In this group there will be some men.We need some change.
I am learning so many things. I am learning to analyse English as well as teaching it. I've always loved this language.Now I love it more than ever....
On Monday I'll take a photo of our group during teaching practice so that I can publish it here.
I'll try to write again. I don't know when but I will definitely...







29 Haziran 2010 Salı

Celta Course,the 2nd day

Another day has passed. It was so intense. We had phonetics lesson and we did language analysis.I taught my first 20' lesson.It went fine.I did a mistake . I didn't check my instructions so the lesson plan didn't work in a perfect way and I had to chat with the students to be able to complete the lesson. This is a normal mistake for the first time. My tutor found my approach warm in class.
I don't think I can write a long post everyday... We have so much to do.They've already given us the first two written assigments and suggested that we should start working on them.
I came home at 19.15 and I had a quick supper and started preparing my second lesson for tomorrow.It will be a 40' lesson and I hope not to make mistakes this time. I am sure that I will remember to check my instructions this time..
We have a class of twelve women. They are between 40 and 60 years old.They come to Ih Milan to learn English and accept us trainees as teachers since they don't pay for the course. They were all very nice to us "inexpert teachers".
So far the experience is really satisfying..
I had to go now. I have to study some other things before going to bed.


28 Haziran 2010 Pazartesi

CELTA Course,the 1st day

Today I started the Celta Course.I've decided to write a diary to remember and share my experiences during the course. So here I am!! The dairy will be in English. This is my first post in English. I've always wanted also in English and this is the right occasion.I hope I will have time to continue doing so in the future. For now the most important thing is to live this experience in the best way and learn as much as I can about teaching.
Last night I couldn't sleep well. I was really excited about the first day. English words and grammatical structures were passing like subtitles from my mind.I arrived at 9 o'clock to Milan and had an espresso at a bar near school while reading the newspaper. Around 9.45 I went up and found the other trainees waiting in the classroom. Luca and Claudio. Both of them are Italian.Luca is from Reggio Emilia and is 30 years old. He is a patent translator and is a head of a internet game. Claudio is 46 and lives in Mottavisconti and teaches English and French at a private school. I was suprised to see male trainees. I don't know why but I have imagined a group of females. I usually had female teachers during high school and university . Maybe that's why I had presumed so. Then came Sara who is English.She's been living in Abbiategrasso for a year. Her boyfriend is Italian. Patrizia and Richard were next to come. Patrizia is 37 and she left her job for to make a drastic change.She was a sales manager and she is from Venice but lives in Milan. She will try this new career as a teacher after this course. Richard is from New Castle, England and he also lives in Milan and it's been already 18 months. He teaches informatics at a private school. Katie is also English and in 2009 she stayed in Ferrara Italy with the Erasmus program. The last trainee other than me is Dion.He was absent today. He is Australian. We are eight trainees and it seems to be an interesting group. I was terrified to find only native speakers and teachers with experience in this course and I am really suprised to meet such different personalities having different backgrounds and experiences. I really felt happy and at ease on my first day. We started talking and getting to know each other right away.
Our main course tutor is Siabhra Woods.She is Irish and lives in Verona.She introduced the course and gave an overview. Then she handed out sheets. On the sheets there were two facts about each of us. We stood up and asked each other questions trying to guess who is who?? This is called mingling activity and is ideal for the first day. Usually when adapted to learners , the studenst are split in to pairs and have to guess together and then check by asking questions to others.
Later Siabhra assigned us letters and gave us a TP teaching practice timetable. My letter is B and I will be teaching for 20 minutes tomorrow.Being B, I am the second trainee to teach tomorrow.I am excited but not so frightened for now.The day after tomorrow I will be teaching for 40 minutes!! Siabhra told us to jump in and enjoy.We'll see what will happen tomorrow. She gave us inputs. I will be teaching by listening activity. I have to write four important numbers on the blackboard and say facts about that number. The students will listen and write and then talk. I'll give more details about my and others trainees' first lesson tomorrow.
We had a long lunch break.We went to a bar nearby. Sara who is the only one who doesn't speak good Italian went shopping so we spoke Italian. I do not prefer so but for the first day I guess everyone wanted it.
At 2 o'clock we had our first Irish lesson.Irish is completely different from English.The oral and the written forms are so different from each other. It was suprising and overwhelming. In this way we felt how a learner feels on the first day of course when he or she does not know a word of that language.
At 3 o'clock Cristina Cattaneo the second course tutor took over and we talked about classroom management such as the importance of the voice of the teacher,the gestures,actual management of the classroom,using the students names,grading of speech etc.
Well I have to go now. I have to prepare for my first lesson and organize and type my course notes.I am very happy to live this "scolastic adventure" at this age like my new trainee friend Claudio says.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Ponzone 01.02.05.2010 Yoga stajı

Bu yazıyı yazmak uzun sürecek ve kafamı toparlayamıyorum.Milano'ya döndüğümden beri o kadar çok yapacak şey var ki!! Keşke Ponzone'de o ruh haliyle, sadece bu yazıyı yazmak için,bir gün daha kalabilseydim.Kaldığımız evin patika yoluna bakarak, oradaki veranda da oturup yazabilseydim.Ya da şöyle başımı çevirip evin hemen karşısındaki nefes kesen manzaraya bakarak kalemime hayat verseydim.Ama yağmurlu Milano'dan yazmak zorundayım.

1 Mayıs sabahı saat altı gibi üç arkadaşımı evlerinden aldımve diğerleri ile yolda buluştuk.Saat dokuzbuçuk gibi Ponzone'ye varmıştık. İki sene önceki Ponzone stajında da aynı bed&breakfast'da kalmıştık. Burası yoga hocamızın arkadaşının. Sadece üç odası var.En üstte ayrı bölümde ise kendi evi var.Bu bayan Milano'yu bırakıp buralara yerleşmiş ve bu iş ile geçimini sağlıyor.

Çok huzurlu ve aynı zamanda çok şeker bir yer.Hemen odalara yerleştik sonra mutfaktaki kare masaya oturup kahvaltı ettik. Ardından hocamız bize içinde bulunduğumuz dönemi anlatan bir konuşma yaptı. 1 Mayıs'ın zaten celtik bayramı Beltaine'ın kutlandığı gün olduğunu ve bu dönemin bahar ekinoksu ile yaz gündönümünü arasındaki orta noktada dolunay olduğu zamana denk geldiğini açıkladı. Bu kutlamalarda ateşlerin yakıldığını ve baharın gelişi ve tabiatın canlamasının kutlandığını anlatınca ben hemen çocukluğumun en sevdiğim bayramlarından Hıdırellez'i hatırladım. Biz de ateşler yakar ve üstünden atlardık ve dileklerimizi dualar ile gül ağacının altına koyardık.Annem hala her sene 5 Mayıs gecesi bizi de düşünerek bu işi yapar.Hıdırellez'de bahar ve yazın gelişini kutlar.Bunu hemen arkadaşlarıma anlattım. Zaten tüm dünyadaki kültürler birbirine benziyor.Neyse hocamız staj için bilhassa bu haftasonunu seçtiğini söyledi.'Bu dönem yenilenme ve değişim zamanı, yaratıcılığımızı gösterme ve kışın tasarladıklarımızı harekete geçirme zamanı' dedi.Bu sözler bizi çok etkiledi çünkü hepimizin aklında olan bu idi aslında.Bu başlangıcın ardından yavaş yavaş hemen evin önünden korulara doğru aşagı indik.
Temiz havayı içimize çekerek ve doğayı gözlemleyerek az konuşarak,
daha aşağılarda düz bir alana varana kadar yürüdük. Şansımıza hava parçalı bulutlu idi ve hiç yağmur yağmadı. Güneşte arada yüzünü gösteriyordu.

Sonunda yerimize geldik ve orada klasik asanaları yaptık. Her taraf yemyeşildi ve çok keyifli idi.

Fotoğrafını koyduğum yukarıdaki tepeye bizi çıkarmadan önce hocamız çıplak ayaklarla küçük derenin yanındaki çamurda yürümemizi ve onu hissetmemizi söyledi. Sonra da buz gibi suya ayaklarımızı soktu. Acıya dayanıklılığı sıfır olan ben fena acı çektim. Ama soktum ayaklarımı ve taşların üstünde azıcık yürüdüm. Ardından kulaklarımıza tıpa tıkadık ve yukarı tırmandık ve sonra kızılderili yürüyüşü olan çember halinde arka arkaya yürüdük ve ona ait olan yeri beğenen hisseden oturdu. Ayakta sadece hoca kalana kadar bu çember yürüyüş devam etti. Sonra hocamızın önceden verdiği talimatlara göre dokunma duyumuzu geliştiren bir egzersiz yaptık. Kırda yerde oturup tıkalı kulaklar sayesinde dışarıda gelen hiçbir sesi duymayıp yavaş yavaş ellerimizi yüzümüzde,göz,burun,kulaklar,saç,başımız,kollarımız,dirsekler kısacası her yanımızda gezdirdik.Kendimize dokunduk.Bir süre sonra hocanın dediği gibi sanki kendi vücudumuza değilde başka vücuda dokunuyormuş gibi düşünüp öyle hissetmeye çalıştık. Çok enteresandı ve ben başardım. Hocamız sıra ile bizi topladı arka arkaya yürüdük.
Öğlen yemeğine eve döndük. B&B sahibi bize çok iştah açıcı bir sofra hazırlamıştı.
Bol salata,tuzlu bir tart,komşusunun yaptığı köy peynirleri ve en son olarakta bol meyve salatası. Temiz havada yürüyüp,tüm sıkıntılar ve sorumlulukları bir kenara atıp yoga yaptıktan sonra tabii pek rahatlamış ve çok acıkmıştık.Salata rengarenkti zaten o ortam ve ışıkta renkler bambaşka geldi bize.

Öğle yemeği sonrası biraz muhabbet ve dinlenmenin ardından yine evin önündeki patikadan korulara indik.Bir süre sonra kendimizi boy boy meşe ağaclarının arasında bulduk. Meşe ağacı,'ingilizce oak tree'güçlü olmayı,cesaret ve çalışkanlığı simgeliyor yüzyıllardır.Bach çiçek tedavilerinde meşe ağacı özü kendine çok sorumluluk alanlardan bu yükü hafifletmek için kullanılıyormuş her ne kadar meşe ağacı katır gibi çalışmayı simgelese de.Bayağı bir süre meşe korusunda ağaclar ile bütünleşerek ve etraftaki çiceklere bakarak yürüdük.Çok etkileyici bir ortam vardı.Ne zaman hocamızla koru veya ormana gelsek kesin özel şeyler yapıyoruz.Bu tip yerler çok enerji barındırıyor.




Yoga yazılarımda az söz çok duygu ve bol fotoğraf oluyor.Hislerimi, gördüklerimi yazım kadar çektiğim görüntüler verebiliyor. Şehirde sokakta yürürken gözümüze çarpan vitrinler,insanlar,binalar ve arabalar oluyor ama doğanın sunduğu güzellikler bambaşka.
Nerde göreceksin şehirde vahşi orkideyi veya tanımadığın yabani başka çiçekleri?





Sonunda ağaçların arasında bulduğumuz bir düzlükte oturduk ve nefes
alarak hazmetme egzersizinin ardından karaciğere etki yapan bir tanesini yaptık.Sonra tüm çakraları geçerek zamanlı ve saymalı nefes alma egzersizleri yaptık.En son oturan aslan hareketini yaptık. Bundan önceki yazıda bahsettim mi hatırlamıyorum. Yogaya ilk başladığım yıllarda bu hareket çok zor geliyordu bana. Dizlerinin üstüne oturuyor ve ellerini dizlerine koyuyorsun sonra derin bir nefes alıp tamamen göğsünü hava ile dolduruyorsun.Ardından gözlerini çarpıtarak burnunun üstüne bakıyorsun ve tüm gücünle nefesini ha diye bağırarak dışarı veriyorsun ve dilini sonuna kadar çıkartırken aynı zamanda ellerini sanki pençeymiş gibi gererek açıyorsun. Bu hareketi ilk yaptığımız yıllarda hocamız'içinizdeki tüm negatif enerji ve duyguları,kızgınlıkları bu şekilde atıyorsunuz.Onları dışarı verdiğinizi düşünün ve daha rahat becerirsiniz ' derdi.Nitekim hepimiz çekinerek yapardık ama hareketin amacı bu duygulardan arınmaktı. Bu sefer bende diğer arkadaşlarda sinirlerimizi,öfkemizi boşaltmadık ve çok daha farklı yaptık bu hareketi ve ardından gülmek isteyen oldu, benim gibi acayip huzur hisseden oldu.Hocamız siz çok geliştiniz artık içinizdeki sıkıntıları veya öfkeyi dışarı atmaya ihtiyacınız kalmadı. Siz şimdi pozitif enerjiyi dışarı atıyorsunuz dedi. Doğadaki enerji ile bütünleşiyorsunuz.Ve hemen ardından' herkes dolaşsın ve kendi ağacını seçsin,ona dokunsun,onunla konuşsun ve enerji alıp versin' dedi.Kalktık öyle koruda dolaşmaya başladık. Hangi ağaç bizi enerjisi ile çekti ise onu şeçtik ve önünde durduk. Ben ayağa kalkıp arkamı döner dönmez ötede ağacımı gördüm ve yanına gittim. Nedense hemen beni çekiverdi. Dibinden ikiye ayrılıyordu.

Ağacın yanına gelince ellerimi üzerine koydum ve doğal olarak alnımı da yaslamak geldi.Bunu yapar yapmaz içimden birşey çıktı ve ağaca girdi. Bunu o kadar net hissettim ki!! Artık beyinin gücü mü gerçekten benim enerjim mi bilemem. Ben enerjimin ve ruhumun bütünleştiğine inanmayı tercih ediyorum yoga yapan biri olarak. Resmen kendimi ağacın içinde hissettim. Yavaş yavaş rüzgarla bir sallanıyordum ve garç gırç tarzı sesler duyuyordum.Hani teknede tahtaya urgan ip değer ya o sese benziyordu. Ağaç ben olmuştum.İnanılmaz duygulandım.Ara ara beynimin rasyonel tarafı yok senin hayalgücün bu diyordu.Şimdi normale dönersin diyordu ama ağaçım beni bırakmadı.Bayağı bir süre öyle kaldım. Ayaklarım sanki kökmüş gibi toprağın derinliklerine girdi.Başım serinde yukarıda öyle sallanıyordum. Kendimi canlı,enerji, dolu hissettim ve aşırı duygulandım ve biraz korktum.Sonra sanki ağaç bana yeter dedi,bıraktım ve hocamın yanına koştum.Ona yaşadığım bu güzel tecrübeyi aktarırken gözyaşlarımı tutamadım.Onun da gözleri nemlenmişti.Daire halinde yine oturduk herkes geri dönünce ve tek tek hislerimizi paylaştık.Sonra yavaş yavaş yürüyerek eve döndük.
Yemek öncesi herkes biraz dinlendi.Ben Ipod ile güzel bir playlist koyup kendimi müzik eşliğinde hayallere bıraktım.Müzik çaldıkça beynimin penceresi sanki videoclip gibi enfes görüntüler gösterdi.Zaman zaman gözlerimden akan gözyaşlarını tutamadım.Üzgün olmadığım halde yoğun duygular ile yüklü olduğum içindi herhalde. Kendi kendimle kaldım bunu çok az yapabiliyorum ve daha sık yapmalıyım. Nefis rahatlamış halde aşağı akşam yemeğine indim.Yemek keyifli idi. Bu sefer makarnayı hak etmiştik ve biraz kırmızı şarabı da. Yemek sonrası sofra toplanınca tahta masanın üstüne hocamız çeşitli boylardaki beyazımsı kristalleri mendilden çıkartıp yaydı. Bunlar bir hafta tuzlu suda sonra da ay ışığında bekledi dedi.Bilmeyenler için yazıyorum bu şekilde kristalin içindeki tüm enerjiler temizlenmiş arınmış oluyor. Bu akşam herkes kendi kristalini programlayacak dedi. Her stajda muhakkak böyle süprizler çıkıyor. 'Bir tane aradan seçip alın ve diğerlerine dokunmayın,kendi kristalinize de her zaman sadece kendiniz dokunun' dedi.Kristallerimizi seçtik.Sonra 'size bir cümle vereceğim, bu soracağınız,isteyeceğiniz şey olacak. Herkesin dileği aynı olması lazım eğer vereceğim cümle gruba uymuyorsa değiştirebiliriz' dedi. Cümleyi Yeteneklerimi tanımak ve onlardan bilincimle en iyi şekilde yararlanmak,istifade etmek, kullanmak olarak Türkçe'ye tercüme edebiliriz. Hepimize hitap etti ve kabul ettik.Bana inanılmaz uydu.Bu yaz Celta ingilizce öğretmenlik sertifikasını almak için yapacağım kurs tamamen bir yenilenme,gelişme ve kullanmadığım yeteneklerimi bilinçle ortaya çıkarma demek.El fenerlerini alıp gece on gibi yine koruya çıktık.Yağmur yine yoktu ama ay pek ortada değildi bulutlar kapamıştı. Biraz yürüdük ve bir düzlükte durduk. Ortaya mum yaktık.Herkes kristalini alsın ve dikkatle baksın bir kapı görene kadar dedi.Hemen ben kristalin içinde kapımı gördüm siyahtı.Tutmak için topuzu yoktu. Bir süre hocamız konuşarak bizi rahatlamaya yönlendirdi. Sonra gözlerinizi kapatın ve kapınızdan kristalin içine girin dedi. Her ne kadar rahatlama konuşmalarında hoca kristaliniz büyüsün filan dedi ise de ben kendim küçülerek girdim içeri sanki.Bir arkadaşa daha öyle olmuş.Neyse içeride duvarlar var hangisine isterseniz cümlenizi yazın dedi.Ben sağda uzun turkuaz mavi yeşil arası duvarlar gördüm ve oraya yazdım. Yazdığım yazı nasıl o an dikkat etmedim. Üç defa üst üste bize yazdırdı. Bu arada komik bir an yaşandı.Kristallerin içine düşünce ile girmeye hazırlanırken bir ses duyduk. Karanlık ve gözlerimiz kapalı. Ben dayanamadım ve gözlerimi konsantrasyonum bozulacak olsa bile açtım. Başkaları da açmışlar sonra anlattılar.Herkes farklı düşünmüş.Kimi geyik zannetmiş kimi takmamış kimi köpek demiş.Ben yaban domuzu zannettim.Halbuki otlarda çıkardığı ses daha hafifti.Bir baktım Bed&Breakfast'ın sahibinin küçük köpeklerinden biri. Geçmişte akşamları çıktığımızda her zaman hocamızın kocaman köpeği gelirdi.Bu sefer yaşlı diye gelmedi ve gündüz bizimle gelen bu küçük köpekte gelmemişti.Kimsenin aklına onun aniden gelebileceği gelmedi.Hocamız hemen '' aaa gino ' dedi bizi yatıştırmak için. Köpek heyecanla daire çizip herkesin yanından bir geçti ve poposunu da mumla yakıp bir bağırış koparttı.Sonra güldük ama o an hepimiz ürktük.Gecenin sonunda 'acaba konsantrasyonumuz bozuldu ve iyi programlamadık mı?' değince hocamız her zamanki yoga felsefesi ile ' Gino oraya durup dururken değil belli bir sebeb ile geldi.Bu akşam onun da görevi buydu dedi.O sizin korkularınızı temsil ediyordu dedi.Haklıydı da. Dört staj yaptım hep gece yürüdüm ve gözüm kapalı meditasyon gevşeme yaptım.Şimdiye kadar hiç korkmamıştım.Birden azıcık sesle yaban domuzunu hayal ettim... Olacak şey mi?? Korkulara paydos dedim. Artık kafamda sadece Gerçekleştirmek istediklerimi azimle ve korkusuzca uygulama ve yeteneklerimle kendime güvenme olacak. Bu özel istekleri kristallere programladık ve eve döndük. Bitki çaylarımızı içerken bu cümleyi bir kağıda yazıp kristal ile beraber kaldırdık. Cümleyi aylar sonra unutmamak aynı anlamı ile tekrar edip hatırlayabilmek için kağıda yazdık. Yalnız kristalin duvarına nasıl yazdıysanız kağıda da öyle yazın dedi hoca.Kimi küçük harf kimi büyük harf yazmış.İşte o zaman farkına vardım ki ben annemin çok beğendiğim ve kendi beceremediğim el yazısı ile yazmışım. 'ay nasıl aynen yazarım dedim ama resmen becerdim ve kağıda yazdım. Benimle aynı okul mezunu annem ve teyzemin el yazıları çok güzeldir çünkü o zamanlar lisede ders görmüşler.Onlara hep özendim ama bizim zamanımızda dersi yoktu ve ben aniden düz yazıya döndüm. Aceleci bir kişiliğe de sahip olduğum için el yazısı zor geldi ve hep hızlı ve okunaksız ve çirkin yazdım. İşin tuhafı Pazartesi sabah oğlum' lütfen herkes gibi düzgün bir imza at,öğretmenlerim inanmıyor senin imzan olduğuna ' dedi.Gözümü kırpmadan ad ve soyadımı yine el yazısı ve annem gibi yazıp imza atıverdim.Artık yazımı değiştirme aşamasına girdim.Kırk yaşından sonra. Duvara isteğimi yazarken bilinçaltımdan kendisi de ingilizce öğretmeni olan annemin yazısını kullanmam da ayrı bir olay tabii.
Sabah yedibuçukta uyandık.Kahve içip hemen burun ve kanal temizliği yaptık.Diğer yazımda anlatmış olabilirim.Küçük çaydanlıklara ılık su doldulup içine tuz konuyor.Sonra bahçede yamacımsı bir yerde doksan derece eğiliyorsunuz.Sonra başınızı tamamen yana çevirip iyice aşağı eğiyorsunuz. Burnunuzun bir deliğine çaydanlıkla suyu boşaltıyorsunuz. Burnun ortası yani iki burun deliği arası açık zaten.Burun geniz tıkalı değilse ve kendinizi sıkmazsanız bir delikten giren su diğerinden çıkıyor. Bir süre su akıttıktan sonra başınızı kaldırıp tüm gücünüzle havayı burundan verip ne varsa çıkartıyorsunuz. Aynı işlemi sonra diğer delikten yapıyorsunuz. Öyle bir açılıyorki burun; her kokuyu duyar hala geliyorsunuz.Burunları tıkalı olanlar sonraki günlerde veya 1-2 saat içinde yavaş yavaş hepsini burunlarından akıtıyorlar.Neyse burun temizliği bitti ve sıra kahvaltıya geldi. Taze ekmek oranın hafif ekşimsi yumuşak peyniri ve ev yapımı reçel. Ev yapımı turtalar,çay,kahve,muhabbet.Kahvaltı sonrası yine yürüyerek başka bir bölgeye gittik. Güneş açmıştı ve hava ısınmıştı. Hafif rüzgar eşliğinde kimsenin olmadığı kırlarda tantra yoga yaptık.Harikaydı. Tabii zaten ancak böyle bir yerde yapılır. En son yoga asana'larının kralı sirsasana hareketini yaptık.Fakat bu sefer bacaklarımızı tepey dik uzatmadık ama çapraz tutup ayak tabanlarımızı birleştirdik.Biraz zordu ama çok zevkliydi. Daha sonra gevşeme yani relaxation yaptık.Bu sefer ben tam konsantre olamadım. Karıncalar rahat bırakmadı ve onlardan kendimi isole edemedim. Hocam bu normal dedi sonrasında. Ne zaman doğadaki tüm canlıları güzel ya da çirkin kabul edene ve onlar ile bir bütün olarak aynı evrende yaşadığımızı algılayana kadar bu problemler rahatsızlıklar çıkacaktır dedi. Yani bacağımda gıdıklayarak yürüyen karıncayı hissetmemezlik edemiyorum.Nasıl nefret ettiğim sivrisinek ve hamamböceğini kabul edip yaşayacağım ben? İkisi de hiçbir işe yarayamayan varlıklar her ne kadar ne bilimadamları ne yogacılar öyle düşünmese de.. Üzerimde böcek veya sineğin yürüyüşünü aldırmaz şekilde seyredip o da evrenin parçası diyeceğim gün gelirse emin olun size yazarım:)) Öğlen yemeği için yine eve döndük.Ardından biraz dinlenip tekrar çıktık.Bu sefer araba ile özel bir mülke gittik.Buranın sahibi 20 yaşında bir çocuk. Torino'lu ama amcası bu bölgede oturuyor.Yaz tatillerinde bu güzel bölgeye gide gele aşık olmuş ve bir sürü borca girerek kendine arazi ve bir konta ait olan çiftlik evi ve müştemalat evini almış.Parası oldukça yavaş yavaş restore edecek ve orada peynir üretip satacak.İleride özel camping ve yemek kursları gibi heyecan veren projeleri var. Peynir üretmek için keçiler gelmeden biz mekanı keşfe gidelim dedik:) O kadar huzur verici bir yer ki. Önce her yeri gezdik ve resimler çektik.




Sonra güzel bir düzlük bulup orada mantra yoga hareketleri yaptık. Mantra başka bir rahatlatıcı yoga dalı diyebilirim. Çıkardığımız sesler beynimizdeki düşünceler veya sıkıntılardan arınmamızı sağlıyor ve bir serbest kalma hissi var ki muhteşem. Uzun uzun burada zaten yoga felsefesine girmiyorum çünkü bu yoga blogu değil.İlgilenen zaten internetten bakar ve okur diyorum. Bu yoğun birliktelik sonucu yine gevşeme seansının ardından staj bir anlamda bitti. Eve dönmeden orada herkes konuştu ve içini döktü. Bunu her staj sonrası yaparız. İki günün bize ne verdiğini, ne hissettirdiğini anlatmak ve paylaşmak isteyen anlatır. Genelde herkes söz alır her staj sonrası. Kimse çekinmez ve içini döker. Bu sefer de öyle oldu. Ben daha da büyüdüğümü gördüm. Hocamız da 'artık hoca ve öğrenci ayrımı kalmadı,çok geliştiniz' dedi. Ayrıca benim bu stajdaki kristaller ile verilen cümle dışında bir de kelimem oldu. O da DINLEMEK. Ben çok girişken ve konuşkan bir kişiliğe sahibim. Ağzım iyi laf yapar ve eğlenceli de konuşurum. Benim gibi kişiler çabucak ilgi odağı oluyorlar ve diğerlerine yer bırakmıyorlar. Bunu bilinçli yapmıyoruz, yapmıyorum ama hep öyle gelişiyor. Bundan sonra daha çok dinlemeliyim. Ben çok arkadaşımın derdini dinledim ve onları konuşturdum.Kast ettiğim bu değil.Bir toplu konuşma da daha sessiz daha kapalı kişiliklerinde ortaya çıkması ve içlerinden geleni söylemeleri ve fikir belirtmeleri için daha sessiz durup geri çekilmeyi onlara şans tanımayı bilmem lazım. Bu dinleme olayı iyi bir öğretmen olmada da çok önemli bir faktör. Öğrenciyi dinlemeyi bilmek lazım ona yardımcı olup yanlışlarını göstermek ya da yeni şeyler öğretmek ya da öğretilenleri uygulamasına izin vermek için. Ve tabii bu arada kendime benzeye girişken öğrencilere zaman verirken onun ölçüsünü bilip daha sessizlere de zaman ayırmayı bilmem lazım. Kendimden örnek alıp hem kendimi hem öğrencileri dengelemem lazım.
Dinlemek derken anlam çok geniş aslında kendi içime daha çok dönüp onu da dinlemeliyim ve doğayı bu evreni dinlemeliyim.
Nerden nereye demi? Ama işte bunun gibi daha ne düşünceler, ne farkedişlerö ne karaktersel büyümeler çıkıyor yoga stajları sonrası.. Tabii bu sefer kendimle kalmak, yalnız olmak ve içime dönmek konusunda bir ileri adım daha attım....