keyifli aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keyifli aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2010 Çarşamba

Bormio Kaplıcaları 27-28.03.2010

Bu aralar keyifler üst üste geldi. İstanbul kaçamağının ardından geçen haftasonu kız arkadaşlarımla dağa gittim.Aylar öncesinden gün belirlemiştik. Çalışan anneler olarak öyle yapmazsak hiçbir yere gidemiyoruz. Bormio dağ köyünü severim.Kayak sporu için epey meşhurdur.Köy olarak içinde ortaçağdan kalma yerler bile vardır. Bormio'ya defalarca gittim ve kayakta yaptım ama on sene önce oranın kaplıcalarını keşfettik. Annem kayak yapmadığı için bir sene o da yanımda iken değişik bir şey yapalım diye arkadaşlarım kayarken biz bu kaplıcalara gitmiştik. O zaman bazıları dalga bile geçmişlerdi benimle 'kayak yapmak varken kaplıcalara gidiyorsunuz diye'. On sene geçti bizim Italyan grubun vazgeçilmez durağı oldu. Şimdi ben herkese' ya gördünüz mü!' diyorum gülerek. Arkadaşların orada kiralık evi var, her sene bir kere kızlar grubu bir kere de erkekler grubu gidiyoruz kalmaya.Ben senelerdir oraya gittiğimde sadece kaplıca keyfi yapıyorum. Kayağın pabucu dama atıldı desem!
Cuma öğleden sonra üçbuçuk gibi yola çıktık. Yediden beş kişiye düştük diye tek araba gittik.Milano'dan ikibuçuk saat sürer genelde ama hep trafik vardır tek şeritli yolunda. Bu sefer dört saat sürdü. Vardığımızda geberik halde idik ve bizi sulu kar karşıladı.Berbattı ama moralimizi bozmadık. Hemen kaplıcalara gidip ertesi gün için masaj seansı ayırttık. Sonra eve gittik,biraz yerleşip hemen kendimizi sokağa attık. Paskalya bayramı öncesi olan haftasonu olduğu için boştu köy.Bildiğimiz barımıza gittik.Tek masa bizdik. Yörenin kırmızı şarabından açtırdık. Ortaya tahta tabaklarda yörenin peynirlerinden seçmeler ve salam,prosciutto,pancetta yani bacon,speck söyledik. Taze ekmek ile hepsine saldırdık. İki şişe şarabı devirmişiz. Yürüyerek evimize döndük. Mutfağa yanmayan şöminenin karşısına oturduk. Kadınlar bir arada olunca ne olur? Laf lafı açar. Saat üç gibi artık susup yatmaya karar verdik. Böyle kız arkadaşlar ile keyifli sohbetler tam terapi valla.
Sabah uyanınca evde hızlı bir kahve içip Bormio sokaklarında yürüyerek Cafe bar'a geldik.Cappuccino ve brioches ile tipik kahvaltı keyfi yapmaya.Genelde cappuccino üstüne toz kakao dökerler,dağ köyü tabii tarçın vardı,hemen ektirdim cappuccino'ma.

Dağ yollarını arabayla tırmanarak tepede bulunan kaplıcalara gittik. Bu kaplıcalar yeni ve eski bölüm olarak ikiye ayrılıyor. Biz yeni kısmına gittik. Bu kısmın oteli eski hali aynı bırakılarak restore edildi ve 30 sene kapalı kaldıktan sonra yeniden açıldı.Kuruluşu 1836 yılına dayanıyor. Buradan ingilizce olarak bu kaplıca thermal spa resort'ları hakkında okuyabilirsiniz.Kuzey Italya'ya yolu düşen ve zamanı olanlara şiddetle tavsiye ederim. Bende hemen kaplıcaların girişinin yanında olan otelin resmini koyuyorum. Biz 2004 Ocak ayında eski kaplıcalar olarak adlandırılan Bagni Vecchi Otelinde kalmıştık.Orası da ayrı keyifli. İki kaplıca tesisi de 48 saat önce yer ayırtmak kaydı ile dışarıdan gelenleri kabul ediyor.Otellerde kalanlar devamlı giriş ve kullanım hakkına sahip hatta gece bile girebiliyorlar belli bir saate kadar.Otelde kalmanın en güzel yanı odadan bornoz ile çıkıyorsunuz ve bütün gün bornozla kalıyorsunuz. Otelin barı veya restoranına bile öyle gidiliyor.

Girer girmez size dolap anahtarı bir bornoz,bir büyük havlu ve terlik veriyorlar.
Dolaplara eşyaları kitleyip anahtarı bilezik gibi takıp kendinizi bu muhteşem tesisin keyifli sıcak sularına bırakıyorsunuz. Bu sular benim girdiğim en iyi kaplıca suyu. Bir kere kükürt yok ve kokusuz.İçinde alkalin,sulfat olan bir madensel,mineral su. Nitekim çeşmelerden ılık akıyor ve içebiliyorsunuz. 36-42 derece ve kışın buz yağmur suyunun girmesine izin vermediği için daha sıcak.Direk dağdan çıkıyor ve havuzlara veriliyor yani artezyen değil.Bir ara fotoğraf makinamı dolaptan alıp içerideki iki havuzun resmini çektim.Buhardan pek gözükmüyor zaten. Link verdiğim internet sitesinde bilgiler ve bol resim var.Zaten devamlı bornoz çıkarıp,askılara asıp değişik havuz veya hidromasajlı kısımlara ya da saunalara girdiğimiz için makinamı cebinde bırakmam tehlikeli olurdu. İlk bölüm kapalı hidromasajlı havuzların yanısıra bir oda da küçük türk hamamı dedikleri aşırı buharlı oda vardı ve çok sert çağlayan gibi suların aktığı bölüm vardı. Orada ayakta durup belime ve boynuma o suların akıp doğal masaj yapmasına bayılıyorum. Ara ara değişik boy saunalara var. Bunlara birkaç defa 5 dakika girip ısındık sonra 10 dakika kalmaya başladık.Birinde saat 1230'yapılan özel aktiviteye katıldık. Bir görevli kömürlerin üstüne buz atıyor ve bu içerideki sıcaklığı daha da artırıyor.Ardından buzların üstüne esans atıyor. Önce çam esansı attı. Bu koku etrafa yayılıyor ve her yer buhar oluyor.Elindeki havluyu buhara sallıyor ve yönlendiriyor ve oturanların üstüne çeviriyor. Yoğun çam kokusu ile çok sıcak buhar size çarpıyor. Tabii tansiyon veya başka problemleri olanlar buna dayanamaz. Bana bile o an 'ayy çok sıcak' deme isteği geldi. Birkaç saniye ara veriliyor,buhar azalıyor.Sonra kömür üstüne yine bol buz ve bu sefer salvia ( italyanların yemekte çok kullandıkları bir bitki, bir çeşit adaçayı ama aynı değil) esansı ve yine aynı işlem havlu ile. En son okaliptus kullandı. Tabii burunlar da inanılmaz açıldı.
Bu seans sonrası ara verdik. Değişik dinlenme ve rahatlama odaları var. Orada bornozlar ile şezlonglara yatıp isterseniz üzerinize battaniye örtüyorsunuz. Ya dergi,gazete okuyabilirsiniz ya da biraz kestirebilirsiniz. Genelde çok sessiz yerler ve çok hafif müzik çalıyor ve istediğiniz kadar tisana içebilirsiniz. Tisana alabileceğiniz otomotik makinalar havuzların arasında da var.
Bu odalarda dağ manzarasına bakıp biraz gevşedik.

Sonra güneş çıktığı için biraz dışarıdaki havuzlarda keyif yaptık.Hemen oraları da çekiverdim.



Ardından otelin cafe'ye gidip orada elma suyu içtik süper ve yuvarlak çavdar ekmeği yedik arasına speck ve peynir koymuşlar. Strudel ile tamamlamayı da unutmadık. Çok keyifli bir mekan bayağı bir oturup sohbet ettik.

Baktık saat üç olmuş iç kısmın ikinci katındaki kromoterapi havuzları ve saunaları yaptık,duvar ve yer püskürtmeli sulardan geçtik.Hepsinin resim ve anlatımları var sitede. Burada özel bir bölüm var ben hiç yapmaya cesaret edemez ve hep yarı yoldan dönerdim,bu sefer yaptım. Altı iri taş kaplı kanal gibi bir yere giriyorsun. İlk etap sıcak su ile dolu,yürüdükçe su soğuyor ve en son bölümde dondurucak kadar soğuk oluyor. Bu elips şeklinde olan kanal gibi havuzu 5 kez dönerek yürümen lazım.Su dizkapaklarına kadar ulaşıyor. Bu aktivite kan dolaşımına acayip iyi geliyormuş. Ben buz gibi soğuk suyun olduğu kısımda bayağı bağırdım yürürken ama kesintisiz 5 kez döndüm bu sefer. İsmi Merkür yolu veya Kneipp course. Bu katın sonu geniş bir dış havuza açılıyor. Bu havuzun içindeki sezlonglarda keyif yaptık ve dışarıda resmini gördüğünüz alanda bulunan çamur havuzuna girdik. Orada bulunan çamurlardan her tarafımıza sürdük ve icinde sauna olan tahta eve girdik.Geniş ve çok sıcak değil.Yavaş yavaş tüm çamur üstünüzde kuruyor. Sonra yeniden ılık çamur havuzuna girip sertleşmiş çamurları eritip biraz temizliyorsunuz ve en son dişarıda ılık su ile duş yapıyorsunuz. Bu güzellik kürünü de yaptık ve rüzgar sert esmeye başlayınca içerideki havuzlara döndük. Gruptan ben ve bir arkadaşım biraz erken ayrılıp duşumuzu aldık ve masaj için hazırladık. Beş gibi o stone masajına ben ise ayurvedik masaja girdim.İlk defa denediğim bu masaja bayıldım.Türk google'da türkçe nasıl denir diye ararken ekşi sözlükteki bir tanımı gördüm. Çok hoş aynen kopyalıyorum. 'Yaşam bilimi anlamına gelen ayurveda, eski bir hint sistemi olan yoga’ya dayanır. bitkisel yağlarla yoga esneme hareketleri birlikte kullanılır. adaleleri gevşetip, eklemleri açar, kan dolaşımını hızlandırarak toksin atılımını sağlar.' Aslında ayurveda tercümesi yaşam bilimi ama tanımı alternatif sağlık sistemi.Masaj tam ekşi sözlükte anlatılan gibiydi. İnanılmaz keyif aldım ve ruhumun yükseldiğini hissettim.Aynen yoga kursunda gevşeme anında hissettiğim gibi. Hareketler çok yavaş; yüze,ayaklara ve kafaya da masaj yapıyor. Ondan çok sevdim. Yağ ile devamlı saçlarımı en tepeye kadar çekti durdu. Bu tüm kötülükler ve toksinlerden arındırırmış. Bayıldım. Bu arada masajı yapan kadın Arjantinli idi:)
Masajdan uçmuş halde çıkıp dışarıda manzaraya bakıp bizi bekleyenler ile buluştuk. Tiryakiler sigara içti,ben bol portre ve manzara fotoğrafları çektim.



Saat altıbuçuk olmasına rağmen dağlarla çevrili olduğumuz için hava kararmaya başlamıştı. Ay da çıkmıştı. Çok severim ayı ben mutlu oldum.

Akşam dışarıda yemek için yerimizi meth edilen Ristorante Al Filo' da ayırtmıştım.Bormio'da ortaçağdan kalma yapılar var boşuna demedim. Bodrum katında olan bu taş mekan,600 yıllarından kalma bir ahır ve samanlık.Çok kalabalıktı ve masaların boş olduğu bir bölümü yakaladığım an hızlıca çektim fotoğrafları ondan net çıkmadı ama olsun.

Çok güzel bir yemek yedik.Herkes önden yörenin meşhur makarnası pizzocheri ısmarladı.Karabuğday unundan yapılan bu makarna sonra kıvırcık lahana,küp halinde patates ve o yörenin Valtellina Casera peyniri ve tereyağ ile karıştırılıyor. Tabii lahana ve patatesler makarnanın suyu ile pişiyor.İnanılmaz lezzetli bir makarna. Ben iki ay evvel evde yaptım ama blogda tarifi yazmadım sizler o makarnadan bulup yapamazsınız diye.
O kaba tadlı ev makarnasına tereyağına bulanmış lahana,patates ve erimiş peynir tadlarının birleşimi harika.Yanında kırmızı şarap. Ohh üç tabak yerdim valla. Bu makarnaya başka otlar veya ıspanak katan tariflerde var. Arkadan beş yerine ortaya iki porsiyon et söyledik. İzgara baston adı verilen bu yemekte ortaya gelen çubuğa domuz,geyik ve dana eti sarılmıştı. Kızarmış hafif baharatlı etleri ısırırken aklıma döner gelmedi desem yalan olur.Kaliteli parça döner tabii.Muhteşemdi ; bilhassa geyik ve dana etleri. Ben domuz eti sevmiyorum bana kokuyor. Sadece salam,speck,bacon veya jambon gibi soğuk etlerde seviyorum. Bol ekmek ve iki şişe şarabın ardından tatlıya yer kalmadı. Eve döndüğümüzde geceyarısını geçmişti ve arkadaşlardan birinin doğduğu güne girmiştik.Ondan hemen evde bulunan şampanyayı açıp kutladık.Gül,ağla,iç,felsefe yap derken yine üçte yatmışız.
Ertesi gün geçmiş yıllarda olduğu gibi Bagni Vecchi yani bahsettiğim ilk açılan kaplıcalara gidecektim ama önceden yer ayırtmadığım için yer bulamadım.Zaten ikinci gün ben hep yalnız giderdim,kimse gelmezdi.Bu seyehatte kız arkadaşlarımla köyde kalmayı tercih edip yukarı kaplıcalara çıkıp kapıdan bile şansımı denemedim. Sabah cafe bar'da kahvaltı ritueli sonrası dükkanları dolaştık.Sabah hepsi açıktı.Piazza'ya gittik. Dükkanlar kapanınca bir yerde sandviç yedik. Konuş konuş derken yine üç gibi dükkanlar açılınca biraz daha dolaştık. Saat beşe doğru Milano'ya doğru yola koyulduk. Yine dört saatte vardık. Bu gidiş geliş yolları bizi bitirdi ama kız kıza bol sohbetli güzel bir haftasonu geçirmek hepimize yaradı.

16 Mart 2010 Salı

Çiçeklerim canlanıyor

Bahar yaklaşıyor ve veranda sıcacık. Mart,Nisan ve Mayıs verandamın en keyifli ayları bence. Her tarafı cam olduğu için yazın çok ısınıyor ama baharda 21 derece oluyor ve soba kullanmaya gerek kalmıyor. Kışın Milano çok soğuk ve gece derece her zaman sıfırın altına düşüyor. O yüzden bundan etkilenebilecek mavi yasemin yani plumbago ya da dipladenia ve chlorophytum gibi bitkilerimi oraya kış uykusuna çekiyor ve hepsini iyice buduyorum. Şimdi hepsi canlanmaya ve hafiften büyümeye ve bazıları tomurcuklanmaya başladı. Çiçek ve bitkilerle uğraşmaya bayılıyorum. Herhalde ev kadını olsam evim botanik bahçesi olurdu. Şimdi bile öyle. Verandam daha büyük olsa,içi daha çok bitki ile dolacak. Dayanamayıp alıyorum, hepsi soğuğa dayanıksız çıkıyor ve tabii kışın verandaya taşınıyorlar:)

Yukarıda gördüğünüz plumbago mavi yasemin yazın çıldıracak ve masmavi çicekler yapacak ve her tarafı kaplayacak. Hafiften uyanmaya başladı sonraki halini de ileride çekeceğim. Budamaktan korkmayın bu tip bitkileri.
Yandaki chlorophytum. Latince ismi bu,halk dilindeki Türkçe ismini bilmiyorum. Bunu da sonbaharda budamıştım bayağı baharda daha bir güzel büyüyor. Bu bitkiden çıkan küçük yavruları alıp suya koyuyorum ve kök salıyorlar sonra saksılara ekiyorum. İki adet almıştım şimdi yedi adet var evde. Artık eşim isyan etti veranda da yürünmüyor, yeni üretme diye. Budayınca mecbur atıyorum suya koymuyorum artık:))

Geçen yaz dipladenia çiceğini keşfettim. Bu da saran,tırmanan cins.Küçücük aldım ve inanılmaz güzel çan şeklinde çiçekler açtı.Nisan ayından Kasım ayına kadar. Bunu da azıcık budadım ve şimdi başladı tomurcuklanmaya. Güneşi çok seviyor. Bu bahar ve yaz eminim benim bahçemde azacak. Kışın içeri alma derdi olmasa balkondaki saksılara dikerdim. Aşağı sarkardı. Ben uzun yeşil sopalar koyuyorum saksıya, özel bitkiler için. Ona sarıyorlar boyuna ve çok hoş duruyor. Yaza doğru fikir vermek için resmini koyarım. Mavi yasemin için de aynı sistemi uyguluyorum.
İzmir'de veya güneyde yaşayanlar kışın bile balkonda tutabilirler bu bitkileri ne güzel. Kışın beş derece altına inmez orada. Bence apartmanda oturanlar istekli oldukları sürece balkon veya teraslarını botanik bahçesine çevirebilirler hele sıcak iklimde iseler. Göründüğü kadar zor iş değil ama zaman ayırmak ve sevmek lazım.

Baharda saksıya domates ekeceğim. Taktım valla çok tatsız dışarıda satılanlar,kendi ürünümü yemek istiyorum.Küçük saksılara geçen Cumartesi Türkiye'den getirdiğim uzun yeşil ve dolmalık biber tohumlarını ektim. Yazın kurutulmuş biberlerin içinden alıp vermişlerdi. Bakalım tutacak mı? Mart ayı henüz akşam soğuk diye onlarda özel spa verandama kondular:)

15 Şubat 2010 Pazartesi

La Scala Donkişot Balesi Gala Gecesi 13.02.2010

MFÖ'nün dediği gibi bende 'nerden başlasam?, nasıl anlatsam?' demek istiyorum. Cumartesi akşamı Milano şehrinin dünyaca meşhur La Scala Opera Binası'nda Donkişot balesinin gala gecesine gittim. Cuma günü işte maillerime bakarken tak bir mail düştü. Az gördüğüm ama çok sevdiğim bir arkadaşım 'bu Cumartesi Scala'ya biletim var,gelir misin?' diye yazmış.Kendisi Italya'daki büyük yavınevlerinden biri olan Rizzoli'de çalışıyor ve arada kura ile çalışanlara uygun fiyatlı tiyatro,bale biletleri çıkıyor.Tabii Scala için bilet nadir denk geliyor.Hemen peki dedim haliyle.

Milanolular opera binalarına kısaca Scala derler ve pek gurur duyarlar. Gurur duyulmayacak gibi değil zaten. Scala'ya bilet zor bulunur. Çok önceden davranmak lazımdır. Son zamanlarda internet siteleri pek gelişmiş,ben uzak kalmışım. Hemen inceledim ve anladımki ileride daha sık gidebileceğim. Scala bir sene kapalı kaldı ve restore edildi. Yıllar önce Milano'ya ilk geldiğim yıllarda annem ve kayınvalideme jest yapıp Noel hediyesi olarak Verdi'nin bir operasına loca bileti almıştım. Saatlerce kuyrukta beklediğimi hatırlıyorum. Hızımı alamayıp yine o zamanlar kayınpeder ve kayınvalideme bu sefer galeriden yani türkçe deyimi ile balkonlardan, Giselle balesine bilet almıştım. Ama kayınpederim ağır rahatsızlanınca ben ve eşim gittik. İşte o zaman nasip oldu bu güzel yerde bir gösteri seyretmek.Ondan sonra bir daha gidemedim. Bilet bulmak çok zor oluyor. Zaten sezon aboneleri veya özel şirketlere verilen davetiyeler çoğu güzel yeri bitiriyor. Ayrıca pahalı.Mesela önemli bale ve opera gösterileri için platea yani parter veya aşağı salon 140-150 euro arası,localar 140-80 euro arası,galeri balkonlar ise 60-20 euro arası.Neyse Scala hakkındaki ilk yazım diye biraz detay vereyim dedim. Zaten tarihi ve kendi sitesini yazımda link verdim.

Gelelim Cumartesi akşamına. Scala'da olan bir gösteri başladığı an kapılar kapanır. Geç kalırsanız binanın içine girseniz bile oturma yerlerinin arkasında olan galeride sizi bekletirler. İlk bölüm tamamlandıktan sonra yerinize oturabilirsiniz. Yani müziği dinler ama birşey göremez,öyle ayakta dikilirsiniz. Arkadaşımı saat yedide alacakken yediyi çeyrek geçe aldım ve gösterinin başlamasına kırkbeş dakika vardı! Şehirdışında oturuyoruz ve malum Milano Cumartesi akşam trafiği vardı. Allahtan banliyöde oturmamıza rağmen Milano merkeze yakınız. Arabayı nasıl kullandım bilmiyorum. En uygun metro durağı önünde yer bulduk, hemen park ettim ve tam sekize beş kala Duomo meydanına varmıştık.Stilo topuklar ve kürklü ceketlerimizle koşarken halimiz filmlikti. Tam bir dakika kala kapıdan içeri nefes nefese girdik. Yerimiz birinci galeri ön sırada idi. Tabii merdivenleri çık, içeri gir derken gösteri başladı ama galeri yani balkonun içine aldılar. Karanlıkta yerimizi bulamadık ve ilk yirmi dakikayı ayakta seyrettik. Ara olunca oturduk.Tabii ön sıra olan yerlerimize birileri boş bulunca oturmuştu. En azından onlar ilk perdeyi oturarak seyrettiler. Galeride ikinci sırada ancak ayakta durursan ya da kapalı olarak koltuğuna oturursan görebiliyorsun. Eğer ilk perdeyi kaçırsaydık; kendimi affetmez ve arkadaşıma çok mahcup olurdum.

Zaten güzeldi Scala; yenilenince muhteşem olmuş. Perde ve üstündeki altın süsler,localar,balkonlar, kırmızı koltuklar ve altın süslemeler,tüm ihtişamı ile ortadaki avize,parter ve sahneye göre aşağıda yere gömülü orkestra, herşey mükemmel ve çok güzeldi. Üç ara veriliyor hepsinde bol bol resim çektim.Gösteri esnasında resim ve video çekmek yasak tabii.Böyle bir yerde bale ve opera seyredip ya da klasik müzik dinlemenin zevki bambaşka. Mekan çok güzel,akustik mükemmel. Yazacak başka şey kalmıyor. Resimler konuşuyor zaten.


Gala gecesi olduğu için başrol için konuk sanatçı olarak Bolşoy Balesi başbalerini rus asıllı Natalia Osipova ve Ukraynalı balet Leonid Sarafanov vardı. Resmen dans ederken uçuyorlardı ve bizde onlar ile birlikte uçtuk. Klasik bale dilinde variation'ları ( sanırım variasyon diye teknik tercüme olur) inanılmazdı. Çok alkış aldılar. Çok bağıran ve ıslık çalan oldu seyircilerden. Baleden iyi anlayanlar tekniklerinin mükemmelliğini ve dans edişlerindeki zerafet ve hafifliği gördüler. Ben bile pek bale tekniği bilmememe rağmen anladım. Zaten atlarken havada uçuyorlar ve defalarca kendi etraflarında dönüyorlardı. Natalia Osipova inanılmaz bir balerin. Döne döne hiç durmadan ve bir kere bile zerafetini ve dengesini bozmadan en arkadan sahne önüne geldi. Sözle anlatmak zor,görmek lazım.Dikkatimi çeken başka şey bir balerin dansederken müzik sesi yüksek değilse topukların zemine değdiğinde çıkardığı sesi duyarsınız. O dans ederken ayakları yere değdiğinde hiç ses çıkmıyordu. Sanki bir tüy. Ne kadar hızlı yere basarsa bassın bir kere ses çıkmadı. Arkadaşım küçükken klasik bale yapmış.Bana iyi bir balerin yere ses çıkarmadan nasıl basacağını bilir dedi. Üniversite yıllarında İstanbul'da gittiğim balelerde bu topuk sesleri beni rahatsız ederdi. Şimdi gördüm ve anladım. Diğer balerinlerde fena değildi,topuklardan ara ara ses çıkıyordu tabii. Hiçbiri Natalia gibi değildi. Ayakta ve çok alkışlandılar. Gösteri bitince video çekmeye ve fotoğraf çekmeye izin var. Selam verdikleri anı kendim ve sizler için çektim. Hem canım Scala'yı canlı görün istedim.Işıklar sönük ve ışıklar yanık olarak çektim çünkü tiyatro acayip değişiyor.










Youtube sayesinde Natalia Osipova'nın başka şehirlerdeki Donkişot gösterilerindeki çekimlerini koyuyorum ben çekemediğim için. Umarım youtube açılır ve enfes görüntüleri izlersiniz.

seyredin

uçuşlar

dönüşler


Ağzımız kulaklarımızda ayrıldık. Milano ortamını bırakıp evlerimize yakın bir bistro bar'da birer içki alıp sabahın ikisine kadar muhabbet edip bu güzel geceyi noktaladık. Gittiğimiz yer çok hoştur ve iyi de yemek yenir. Artık oradan zamanı gelince başka bir yazıda bahsedeceğim.

28 Aralık 2009 Pazartesi

24.12 Noel Arifesi , Vigilia di Natale

Noel arifesi akşamı büyük kutlamayı genelde güney Italyanlar yaparlar; kuzeyliler için Noel günü yani 25 Aralık daha önemlidir.İtalya'ya yerleştiğimden beri her Noel arifesi,eşimin ailesi kuzeyli olmasına rağmen,görümcemin kocası çok iyi bir ahçı olduğundan o akşam onlarda yedik. Blog sayesinde bundan sonra bu özel menuleri hatırlamakve paylaşmak için yazıya dökeceğim. Geçen sene blog çok yeniydi,Noel günü hemen Amsterdam'a hareket ettik yazamamıştım.

Enişte bu sefer kendini aştı. Çok özenip değişik şeyler hazırlamış.Önce zeytinli ekmek ile şerefe yaptık.Ardından başlangıç olarak hazır alınmış,içi hamsi ve kaperi ile doldurulmuş, acı kırmızı biber vardı.Tabii salsa rosa yani pembe sosa bulanmış jumbo karides de vardı.


Fırına özel ekmek hamuru ısmarlamış ve evde pişirmiş,içini de domates soslu ahtopot ile doldurmuş. Ardından bunu yedik.Ben zaten hamur işi pek severim, bayıldım. Annem bu sene Noel'e gelmedi. O da bayılırdı eminim. Sıcak sıcak fırından çıkarıp servis yaptı, muhteşemdi.

Bununla yetinmemiş. Hazır aldığı milföy hamurunu on santime on santim üçgen halinde kesmiş, içine jumbo karides koymuş ve kıvırmış, az süre fırına vermiş.Tabii üstelerine yumurta sürülmüş. Çıkan şonuç karidesli croissant. Ne leziz ,ne zarifti öyle.
Ardından gnocchi geldi. Meşhur italyan yemeği olan ve haşlanmış patates ve unu hamur haline getirelerek hazırlanan gnocchi evde kayınvalidem tarafından yapıldı. Yapılış ve pişmeden önceki fotoğraflarını koyuyorum. Zaten kaynar suya atılır ve yüzeye çıktığında pişmiş demektir ve hemen sudan alınır. Yalnız bu gnocchi'lerin özelliği turuncumsu olmaları idi. Hamuru yoğurulurken, o rengi alması için domates sosu ekleniyor. Normalde sade hali sarımsı olur ve sonra sos eklenir.

Enişte gnocchi için sosu domatesli ve pesce azzurro'lu yapmış. Pesce azzurro somon,alabalık,ançuez veya sardunya gibi balıklara verilen genel ad aslında. En tipik olanı ve bu sosta olanın resmini koyuyorum.

İlk defa balık soslu gnocchi yedim. Bu kadar yakışabilir. Genelde balık fırında patates ile yapılır ya tabii özü patates olan gnocchi ile acayip iyi gitmiş. Ahçımızı tebriğe boğduk tabii gnocchilerin ev yapımı olması da ayrı bir tad kattı yemeğe. Hazırı var ve tadı çok farklı. Ana yemek ya da İtalyanlar için ikinci yemeği bekledik biraz. Damağımız tad değiştirsin diye şampanya ile yapılmış sorbet içtik.
Ana yemek için pescatrice yani fener balığını seçmiş. İnternette tercümesini buldum pek sevindim ve link verdim ama yine de resmini koymak istedim.

Korkutucu ama lezzetli. Önce fırında kaya tuzu ile pişirmiş. Sofraya öyle getirdi ve üstüne konyak döktü ve ateşe verdi. Ardından elma şarabı ve elma ile yapılmış sosunu üstüne döküp servis yaptı. Bu balığın eti biraz sert ve lastik gibi olur. Bu sos yumuşatmış ve çok yakışmış. Soslu ve sossuz halini görüntüledim.


Bütün bunları yediten sonra ızgara karides sunacaktı ama biz yeter dedik ve pişirtmedik. Artık hareket edemeyecek hale gelmiştik. Benim çocuklar ve görümcemin oğlu Noel Baba'dan gelen hediyeleri açtılar. Beş yaşındaki kızım hala inandığı için bizde rol yapıyoruz. Noel Baba babaanne,hala,dadı ve bizim eve ayrı hediyeler bırakıyor. Bu eve onun için hello kitty mikrofon yeğenime ise benim Noel babadan karaoke aleti bırakmıştı.Tabii büyükler dahil avaz avaz şarkı söyledik. Çok güldük. Zaten karaoke ayrı ses yapıyor, kızımın mikrofon ayrı, yan komşular duymuş tabii. Bunlar geceyarısından sonra hediyeler açılınca oluyor!! Yıllarca biz büyüklerde birbirimize hediyeler aldık ama çocuklar olunca bu işi bıraktık. Zaten iki senedir kayınpederim artık yatalak olduğu için kayınvalidem bu arife gecesi yemeğine katılamıyor. Noel günü ise onda yemek yiyoruz ve kutluyoruz . Bu sene o da portakallı ördek yapmıştı ve çok lezzetli idi. Onda yapılan yemek genelde aynı olur. Baştan salam ve o cins soğuk etler ve rus salatası ve başka mezeler sonra kuzey İtalyanların tipik Noel yemeğı ravioli in brodo olur. İçi et doldurulmuş ravioli'leri kayınvalidem kendi evde açar ve yapar ve bunlar üstüne bol parmesanla et suyunda yenir.

Neyse bu yemeğe geri dönelim. Tatlı yiyecek halimiz kalmadı. Meyve yedik ama ilk defa meşhur Noel keki panettone yemedik. Değişik biskuviler ve görümcemin her sene yaptığı bitter çikolataya bulanmış incirlerle geceyi sona erdirdik.