keyifli aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keyifli aktiviteler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2011 Cuma

Kızımın bale resitali 24.05.2011

Blogumu takip eden bir arkadaşım mail attığım resital anlatısını pek sevmiş.Bloga da yaz.Sen herşeyi güzel anlatıyorsun,ilginç kılıyorsun hem de hatıra kalır dedi.Bende kendisini kırmıyor ve yazıyorum. 
Resital akşamı  çok guzel gecti. Gösteri saat 21.15'te basladi ve 1.15' te bitti!! Geberdik.Dans okulu çok kalabalık.Klasik bale, modern dans,hiphop,breakdance,göbek dansı kursları var. Bunlardan break ve göbek dışında diğer kurslarin 5 ayrı kategorisi var. Yani modern dansa yeni başlayanlar A grubu ve superior ise E. Düşünün modern dansta 5 ayrı kategori var. Klasikte ve hiphopta da aynı uygulama var. Kızım gibi daha kucukler (kendisi şu an 6,5 yaşında üç senedir baleye gidiyor) 2 kere çıktılar. Orta kategoriler üç, superiorlar 3 veya 4 kez çıktılar. Anlayacağınız  bu sebepten o kadar uzun suruyor gösteri. Ama çok iyi hazırlanmışlar. Okulun ayrıca koro ve şarkı söyleme bölümü var.Bir an isim gelmedi türkçe aklıma .Neyse  parçaları hep müzikle öğrenciler  söylüyorlar.  

17 Mayıs 2011 Salı

Karanlıkta diyalog,Körler derneği 07.05.2011


 Böyle değişik bir Cumartesi akşamı geçireceğim hiç aklıma gelmezdi.Yoga kursundan bir arkadaşım çok ısrar etti diye bu aktiviteye katılmaya karar vermiştim.Yine yogadan başka bir arkadaşımızı alarak üç kişi gittik.Nereye mi ? Milano Körler Kurumu'nda  özel bir yürüyüşe ve arkasından aperatif almaya.Bu etkinlik  en fazla sekiz kişilik gruplar halinde düzenleniyor ve önceden yer ayırtmanız şart.Milano merkezde bulunan kurumun binası çok şık ve güzel.Biraz fotoğraf çektim çünkü sonrasında karanlığa gömüleceğimizi biliyordum.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Senelik Bormio Kaplıca terapisi: 16/17.04.2011



soğuk etler ve peynir
ev yapımı ekmek ılık ılık
miföy hamuru ile peynirli sebzeli yemek
Bu sene yine beş kız  arkadaş dağa Bormio kaplıcalarına gittik. Bu kış bir yazımda  milano şubesi düşkırıklığından bahsetmiştim. Ondan bu haftasonunu dört gözle bekliyordum. Geçmişteki yazılarımda detaylı olarak bu dağ kaplıcalarından bahsetmiştim.Bu sefer kaplıca fotoğrafı yok sadece civarı ve Bormio köyünden fotoğraflar koyuyorum.

11 Şubat 2011 Cuma

Dali sergisi,Milan 30.01.2011



Bayağı uzun bir süredir Milano'da bulunan ve çok ilgi gören bu sergiye son gününde gidebildik.Bir kız arkadaşım ve altı yaşındaki kızımla beraberdim.Kızımın resimlerini arada yayınlıyorum.Yaşı küçük olsa da ilgisini çeker diye düşündüm.Hoşuna gitti.Sergi dört temadan oluşuyordu.

31 Ocak 2011 Pazartesi

11-12.12.2010 Ardesio Yoga Staji

evden dışarı bakınca gördüğüm
 Araya Noel girdi,öncesinde işler yoğundu, şimdi başlıyorum yazıma.Yılın son gününden bir gün önce!! Kimbilir kaç günde yazarım? Yoga yazılarımı yazmak uzun sürüyor ve belli bir ruh haline girmem lazım.Geçen yazımda da dediğim gibi keşke yoga stajı sonrası hemen zamanım olsa ve o iki günün sonundaki ruh halimle hemen yaşadıklarımı yazıya dökebilsem..

4 Ocak 2011 Salı

31.12.2010 Yılbaşı gecesi ve 2011'in ilk günleri

Bu sene yılbaşı gecesi yanımızda iki çocuğumuzda yoktu.Biri İzmir'de anneanne ile diğeri Vieste'de dadısı ile beraberdi.Cuma günü çalışmadığım için üç gün tatil çok iyi geldi. Eşimle keyfimiz ne isterse onu yaptık. Dinlendik,ev keyfi yaptık,sinemaya gittik sonrasında güzel bir pizza yedik.Arada çocuksuz olmak keyifli oluyor valla.Yılbaşı gecesi bir arkadaşımızın annesinin evinde toplandık.25 kişi filan vardı.Ev zaten çok büyük.Italyanların taverna dedikleri bazı  evlerde olan ve yeraltında bulunan geniş salonda yapıldı yemek. Herşeyi catering ile onlar organize etmiş.Hepimiz belli bir miktar para ödedik.Güzel şeyler vardı.Abartmamışlar,çok keyif aldım.
İlk olarak evde yapılan tek yemek olan parmesan ve safranlı risotto yendi.Hazırdı ve soğumasın dedik.Yalnız risottoyu daha önceden oydukları parmesan peynirinin kalıbında servis ettiler. Süperdi.Hele ikinci tabağı aldığınızda dipten alınca, risotto ile birlikte parmesan parçaları da koparıyorsunuz.Risotto'nun sıcaklığı ile yumuşamış oluyor parçalar ve ağızda eriyorlar.Mükemmel...
boş oyulmuş parmesan kalıbı
risotto ile

Ardından evin bilardo masasına yerleştirilmiş mezelere ya da başlangıçlara geçtik.Deniz mahsulleri ile hazırlanmış kanepeler,prosciutto,salame,çiğ somon balığı...

14 Eylül 2010 Salı

12 Eylül, Spotorno'da denize veda


Ani bir karar alıp karşı komşularla günübirlik denize gittik. 1992 yılından beri Italya'da yaşıyorum ve ilk defa böyle birşey yaptım. Tipik bir Italyan Pazar aktivitesi... Biz öyle buz kutuları ve evden getirdiğimiz sandviçlerimizle gitmedik çünkü son anda karar verdik. Eylül ayı her yer daha az kalabalık oluyor ve otobanlarda boş oluyor. Yıllardır bunu yapmamamın sebeplerinden biri Liguria bölgesinin yazın inanılmaz kalabalık olması.

Eylül ayının ikinci haftası hava da muhteşem olunca fırsatı kaçırmadık. İyiki gitmişiz. Deniz ılıktı ve tertemizdi. Bana göre yine çok insan vardı. Ben tabii alışmışım Türkiye'deki rahatlığa..Italyanlar da birde plajda hemen kıyıda ayakta konuşma alışkanlığı var. Sandalyelerimizi Çeşme'deki gibi öyle en öne koyamadık. Sabah yedide yola çıktık ve ikibuçuk saat sonra plajdaydık. Ben boş görünce hemen sandalyemi en öne koydum ama biraz sonra insanlar gelmeye başladı. Daha doğrusu herkes denize girmeyip ayakta halka gruplar oluşturup muhabbet etmeye başladı ve ben sandalyemi alıp kös kös arkaya diğerlerinin ve kıs kıs gülen eşimin yanına geçtim.

Yine de süperdi. En az yedi defa denize girdim. Bol bol yüzdüm. Güneşe ve masmavi gükyüzüne bakarak yaz sezonu ve denize veda ettim.. Ilık denizin içinde dibe dalarak o maviliğin içinden balıkları seyrettim.

Milano Spotorno 258 km az yol değil ama değdi.. Eylül ayında güzel hava da yapılası bir aktivite imiş. Öğlen plaj bardan aldığımız sandviclerimizi de yedik. Aksam dörtbuçuğa kadar yüzdük ve güneşlendik. Tabii sabah dokuzbuçukta varınca erkende kalktık çünkü maalesef Milano dönüş yolunda trafik olacağından emindik.

Sabah kimse yokken çektiğim videoyu da paylaşmak istedim. Huzur verici.


İşte böyle... 18 ve 19 Eylül Franciacorta yöresinde her yıl düzenlenen degustasyon festivaline katılacağım. Bu yöre dünyada çok meşhur.. Üzüm bağları ve tabii Spumante ile. Türkçesi tam olmasa da şampanya diye çevrilebilir. Güzel bir haftasonu olacak ama yazmam uzun sürebilir. Fotoğraflar ve videolar ile dolu bir yazı olacak...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Ponzone 01.02.05.2010 Yoga stajı

Bu yazıyı yazmak uzun sürecek ve kafamı toparlayamıyorum.Milano'ya döndüğümden beri o kadar çok yapacak şey var ki!! Keşke Ponzone'de o ruh haliyle, sadece bu yazıyı yazmak için,bir gün daha kalabilseydim.Kaldığımız evin patika yoluna bakarak, oradaki veranda da oturup yazabilseydim.Ya da şöyle başımı çevirip evin hemen karşısındaki nefes kesen manzaraya bakarak kalemime hayat verseydim.Ama yağmurlu Milano'dan yazmak zorundayım.

1 Mayıs sabahı saat altı gibi üç arkadaşımı evlerinden aldımve diğerleri ile yolda buluştuk.Saat dokuzbuçuk gibi Ponzone'ye varmıştık. İki sene önceki Ponzone stajında da aynı bed&breakfast'da kalmıştık. Burası yoga hocamızın arkadaşının. Sadece üç odası var.En üstte ayrı bölümde ise kendi evi var.Bu bayan Milano'yu bırakıp buralara yerleşmiş ve bu iş ile geçimini sağlıyor.

Çok huzurlu ve aynı zamanda çok şeker bir yer.Hemen odalara yerleştik sonra mutfaktaki kare masaya oturup kahvaltı ettik. Ardından hocamız bize içinde bulunduğumuz dönemi anlatan bir konuşma yaptı. 1 Mayıs'ın zaten celtik bayramı Beltaine'ın kutlandığı gün olduğunu ve bu dönemin bahar ekinoksu ile yaz gündönümünü arasındaki orta noktada dolunay olduğu zamana denk geldiğini açıkladı. Bu kutlamalarda ateşlerin yakıldığını ve baharın gelişi ve tabiatın canlamasının kutlandığını anlatınca ben hemen çocukluğumun en sevdiğim bayramlarından Hıdırellez'i hatırladım. Biz de ateşler yakar ve üstünden atlardık ve dileklerimizi dualar ile gül ağacının altına koyardık.Annem hala her sene 5 Mayıs gecesi bizi de düşünerek bu işi yapar.Hıdırellez'de bahar ve yazın gelişini kutlar.Bunu hemen arkadaşlarıma anlattım. Zaten tüm dünyadaki kültürler birbirine benziyor.Neyse hocamız staj için bilhassa bu haftasonunu seçtiğini söyledi.'Bu dönem yenilenme ve değişim zamanı, yaratıcılığımızı gösterme ve kışın tasarladıklarımızı harekete geçirme zamanı' dedi.Bu sözler bizi çok etkiledi çünkü hepimizin aklında olan bu idi aslında.Bu başlangıcın ardından yavaş yavaş hemen evin önünden korulara doğru aşagı indik.
Temiz havayı içimize çekerek ve doğayı gözlemleyerek az konuşarak,
daha aşağılarda düz bir alana varana kadar yürüdük. Şansımıza hava parçalı bulutlu idi ve hiç yağmur yağmadı. Güneşte arada yüzünü gösteriyordu.

Sonunda yerimize geldik ve orada klasik asanaları yaptık. Her taraf yemyeşildi ve çok keyifli idi.

Fotoğrafını koyduğum yukarıdaki tepeye bizi çıkarmadan önce hocamız çıplak ayaklarla küçük derenin yanındaki çamurda yürümemizi ve onu hissetmemizi söyledi. Sonra da buz gibi suya ayaklarımızı soktu. Acıya dayanıklılığı sıfır olan ben fena acı çektim. Ama soktum ayaklarımı ve taşların üstünde azıcık yürüdüm. Ardından kulaklarımıza tıpa tıkadık ve yukarı tırmandık ve sonra kızılderili yürüyüşü olan çember halinde arka arkaya yürüdük ve ona ait olan yeri beğenen hisseden oturdu. Ayakta sadece hoca kalana kadar bu çember yürüyüş devam etti. Sonra hocamızın önceden verdiği talimatlara göre dokunma duyumuzu geliştiren bir egzersiz yaptık. Kırda yerde oturup tıkalı kulaklar sayesinde dışarıda gelen hiçbir sesi duymayıp yavaş yavaş ellerimizi yüzümüzde,göz,burun,kulaklar,saç,başımız,kollarımız,dirsekler kısacası her yanımızda gezdirdik.Kendimize dokunduk.Bir süre sonra hocanın dediği gibi sanki kendi vücudumuza değilde başka vücuda dokunuyormuş gibi düşünüp öyle hissetmeye çalıştık. Çok enteresandı ve ben başardım. Hocamız sıra ile bizi topladı arka arkaya yürüdük.
Öğlen yemeğine eve döndük. B&B sahibi bize çok iştah açıcı bir sofra hazırlamıştı.
Bol salata,tuzlu bir tart,komşusunun yaptığı köy peynirleri ve en son olarakta bol meyve salatası. Temiz havada yürüyüp,tüm sıkıntılar ve sorumlulukları bir kenara atıp yoga yaptıktan sonra tabii pek rahatlamış ve çok acıkmıştık.Salata rengarenkti zaten o ortam ve ışıkta renkler bambaşka geldi bize.

Öğle yemeği sonrası biraz muhabbet ve dinlenmenin ardından yine evin önündeki patikadan korulara indik.Bir süre sonra kendimizi boy boy meşe ağaclarının arasında bulduk. Meşe ağacı,'ingilizce oak tree'güçlü olmayı,cesaret ve çalışkanlığı simgeliyor yüzyıllardır.Bach çiçek tedavilerinde meşe ağacı özü kendine çok sorumluluk alanlardan bu yükü hafifletmek için kullanılıyormuş her ne kadar meşe ağacı katır gibi çalışmayı simgelese de.Bayağı bir süre meşe korusunda ağaclar ile bütünleşerek ve etraftaki çiceklere bakarak yürüdük.Çok etkileyici bir ortam vardı.Ne zaman hocamızla koru veya ormana gelsek kesin özel şeyler yapıyoruz.Bu tip yerler çok enerji barındırıyor.




Yoga yazılarımda az söz çok duygu ve bol fotoğraf oluyor.Hislerimi, gördüklerimi yazım kadar çektiğim görüntüler verebiliyor. Şehirde sokakta yürürken gözümüze çarpan vitrinler,insanlar,binalar ve arabalar oluyor ama doğanın sunduğu güzellikler bambaşka.
Nerde göreceksin şehirde vahşi orkideyi veya tanımadığın yabani başka çiçekleri?





Sonunda ağaçların arasında bulduğumuz bir düzlükte oturduk ve nefes
alarak hazmetme egzersizinin ardından karaciğere etki yapan bir tanesini yaptık.Sonra tüm çakraları geçerek zamanlı ve saymalı nefes alma egzersizleri yaptık.En son oturan aslan hareketini yaptık. Bundan önceki yazıda bahsettim mi hatırlamıyorum. Yogaya ilk başladığım yıllarda bu hareket çok zor geliyordu bana. Dizlerinin üstüne oturuyor ve ellerini dizlerine koyuyorsun sonra derin bir nefes alıp tamamen göğsünü hava ile dolduruyorsun.Ardından gözlerini çarpıtarak burnunun üstüne bakıyorsun ve tüm gücünle nefesini ha diye bağırarak dışarı veriyorsun ve dilini sonuna kadar çıkartırken aynı zamanda ellerini sanki pençeymiş gibi gererek açıyorsun. Bu hareketi ilk yaptığımız yıllarda hocamız'içinizdeki tüm negatif enerji ve duyguları,kızgınlıkları bu şekilde atıyorsunuz.Onları dışarı verdiğinizi düşünün ve daha rahat becerirsiniz ' derdi.Nitekim hepimiz çekinerek yapardık ama hareketin amacı bu duygulardan arınmaktı. Bu sefer bende diğer arkadaşlarda sinirlerimizi,öfkemizi boşaltmadık ve çok daha farklı yaptık bu hareketi ve ardından gülmek isteyen oldu, benim gibi acayip huzur hisseden oldu.Hocamız siz çok geliştiniz artık içinizdeki sıkıntıları veya öfkeyi dışarı atmaya ihtiyacınız kalmadı. Siz şimdi pozitif enerjiyi dışarı atıyorsunuz dedi. Doğadaki enerji ile bütünleşiyorsunuz.Ve hemen ardından' herkes dolaşsın ve kendi ağacını seçsin,ona dokunsun,onunla konuşsun ve enerji alıp versin' dedi.Kalktık öyle koruda dolaşmaya başladık. Hangi ağaç bizi enerjisi ile çekti ise onu şeçtik ve önünde durduk. Ben ayağa kalkıp arkamı döner dönmez ötede ağacımı gördüm ve yanına gittim. Nedense hemen beni çekiverdi. Dibinden ikiye ayrılıyordu.

Ağacın yanına gelince ellerimi üzerine koydum ve doğal olarak alnımı da yaslamak geldi.Bunu yapar yapmaz içimden birşey çıktı ve ağaca girdi. Bunu o kadar net hissettim ki!! Artık beyinin gücü mü gerçekten benim enerjim mi bilemem. Ben enerjimin ve ruhumun bütünleştiğine inanmayı tercih ediyorum yoga yapan biri olarak. Resmen kendimi ağacın içinde hissettim. Yavaş yavaş rüzgarla bir sallanıyordum ve garç gırç tarzı sesler duyuyordum.Hani teknede tahtaya urgan ip değer ya o sese benziyordu. Ağaç ben olmuştum.İnanılmaz duygulandım.Ara ara beynimin rasyonel tarafı yok senin hayalgücün bu diyordu.Şimdi normale dönersin diyordu ama ağaçım beni bırakmadı.Bayağı bir süre öyle kaldım. Ayaklarım sanki kökmüş gibi toprağın derinliklerine girdi.Başım serinde yukarıda öyle sallanıyordum. Kendimi canlı,enerji, dolu hissettim ve aşırı duygulandım ve biraz korktum.Sonra sanki ağaç bana yeter dedi,bıraktım ve hocamın yanına koştum.Ona yaşadığım bu güzel tecrübeyi aktarırken gözyaşlarımı tutamadım.Onun da gözleri nemlenmişti.Daire halinde yine oturduk herkes geri dönünce ve tek tek hislerimizi paylaştık.Sonra yavaş yavaş yürüyerek eve döndük.
Yemek öncesi herkes biraz dinlendi.Ben Ipod ile güzel bir playlist koyup kendimi müzik eşliğinde hayallere bıraktım.Müzik çaldıkça beynimin penceresi sanki videoclip gibi enfes görüntüler gösterdi.Zaman zaman gözlerimden akan gözyaşlarını tutamadım.Üzgün olmadığım halde yoğun duygular ile yüklü olduğum içindi herhalde. Kendi kendimle kaldım bunu çok az yapabiliyorum ve daha sık yapmalıyım. Nefis rahatlamış halde aşağı akşam yemeğine indim.Yemek keyifli idi. Bu sefer makarnayı hak etmiştik ve biraz kırmızı şarabı da. Yemek sonrası sofra toplanınca tahta masanın üstüne hocamız çeşitli boylardaki beyazımsı kristalleri mendilden çıkartıp yaydı. Bunlar bir hafta tuzlu suda sonra da ay ışığında bekledi dedi.Bilmeyenler için yazıyorum bu şekilde kristalin içindeki tüm enerjiler temizlenmiş arınmış oluyor. Bu akşam herkes kendi kristalini programlayacak dedi. Her stajda muhakkak böyle süprizler çıkıyor. 'Bir tane aradan seçip alın ve diğerlerine dokunmayın,kendi kristalinize de her zaman sadece kendiniz dokunun' dedi.Kristallerimizi seçtik.Sonra 'size bir cümle vereceğim, bu soracağınız,isteyeceğiniz şey olacak. Herkesin dileği aynı olması lazım eğer vereceğim cümle gruba uymuyorsa değiştirebiliriz' dedi. Cümleyi Yeteneklerimi tanımak ve onlardan bilincimle en iyi şekilde yararlanmak,istifade etmek, kullanmak olarak Türkçe'ye tercüme edebiliriz. Hepimize hitap etti ve kabul ettik.Bana inanılmaz uydu.Bu yaz Celta ingilizce öğretmenlik sertifikasını almak için yapacağım kurs tamamen bir yenilenme,gelişme ve kullanmadığım yeteneklerimi bilinçle ortaya çıkarma demek.El fenerlerini alıp gece on gibi yine koruya çıktık.Yağmur yine yoktu ama ay pek ortada değildi bulutlar kapamıştı. Biraz yürüdük ve bir düzlükte durduk. Ortaya mum yaktık.Herkes kristalini alsın ve dikkatle baksın bir kapı görene kadar dedi.Hemen ben kristalin içinde kapımı gördüm siyahtı.Tutmak için topuzu yoktu. Bir süre hocamız konuşarak bizi rahatlamaya yönlendirdi. Sonra gözlerinizi kapatın ve kapınızdan kristalin içine girin dedi. Her ne kadar rahatlama konuşmalarında hoca kristaliniz büyüsün filan dedi ise de ben kendim küçülerek girdim içeri sanki.Bir arkadaşa daha öyle olmuş.Neyse içeride duvarlar var hangisine isterseniz cümlenizi yazın dedi.Ben sağda uzun turkuaz mavi yeşil arası duvarlar gördüm ve oraya yazdım. Yazdığım yazı nasıl o an dikkat etmedim. Üç defa üst üste bize yazdırdı. Bu arada komik bir an yaşandı.Kristallerin içine düşünce ile girmeye hazırlanırken bir ses duyduk. Karanlık ve gözlerimiz kapalı. Ben dayanamadım ve gözlerimi konsantrasyonum bozulacak olsa bile açtım. Başkaları da açmışlar sonra anlattılar.Herkes farklı düşünmüş.Kimi geyik zannetmiş kimi takmamış kimi köpek demiş.Ben yaban domuzu zannettim.Halbuki otlarda çıkardığı ses daha hafifti.Bir baktım Bed&Breakfast'ın sahibinin küçük köpeklerinden biri. Geçmişte akşamları çıktığımızda her zaman hocamızın kocaman köpeği gelirdi.Bu sefer yaşlı diye gelmedi ve gündüz bizimle gelen bu küçük köpekte gelmemişti.Kimsenin aklına onun aniden gelebileceği gelmedi.Hocamız hemen '' aaa gino ' dedi bizi yatıştırmak için. Köpek heyecanla daire çizip herkesin yanından bir geçti ve poposunu da mumla yakıp bir bağırış koparttı.Sonra güldük ama o an hepimiz ürktük.Gecenin sonunda 'acaba konsantrasyonumuz bozuldu ve iyi programlamadık mı?' değince hocamız her zamanki yoga felsefesi ile ' Gino oraya durup dururken değil belli bir sebeb ile geldi.Bu akşam onun da görevi buydu dedi.O sizin korkularınızı temsil ediyordu dedi.Haklıydı da. Dört staj yaptım hep gece yürüdüm ve gözüm kapalı meditasyon gevşeme yaptım.Şimdiye kadar hiç korkmamıştım.Birden azıcık sesle yaban domuzunu hayal ettim... Olacak şey mi?? Korkulara paydos dedim. Artık kafamda sadece Gerçekleştirmek istediklerimi azimle ve korkusuzca uygulama ve yeteneklerimle kendime güvenme olacak. Bu özel istekleri kristallere programladık ve eve döndük. Bitki çaylarımızı içerken bu cümleyi bir kağıda yazıp kristal ile beraber kaldırdık. Cümleyi aylar sonra unutmamak aynı anlamı ile tekrar edip hatırlayabilmek için kağıda yazdık. Yalnız kristalin duvarına nasıl yazdıysanız kağıda da öyle yazın dedi hoca.Kimi küçük harf kimi büyük harf yazmış.İşte o zaman farkına vardım ki ben annemin çok beğendiğim ve kendi beceremediğim el yazısı ile yazmışım. 'ay nasıl aynen yazarım dedim ama resmen becerdim ve kağıda yazdım. Benimle aynı okul mezunu annem ve teyzemin el yazıları çok güzeldir çünkü o zamanlar lisede ders görmüşler.Onlara hep özendim ama bizim zamanımızda dersi yoktu ve ben aniden düz yazıya döndüm. Aceleci bir kişiliğe de sahip olduğum için el yazısı zor geldi ve hep hızlı ve okunaksız ve çirkin yazdım. İşin tuhafı Pazartesi sabah oğlum' lütfen herkes gibi düzgün bir imza at,öğretmenlerim inanmıyor senin imzan olduğuna ' dedi.Gözümü kırpmadan ad ve soyadımı yine el yazısı ve annem gibi yazıp imza atıverdim.Artık yazımı değiştirme aşamasına girdim.Kırk yaşından sonra. Duvara isteğimi yazarken bilinçaltımdan kendisi de ingilizce öğretmeni olan annemin yazısını kullanmam da ayrı bir olay tabii.
Sabah yedibuçukta uyandık.Kahve içip hemen burun ve kanal temizliği yaptık.Diğer yazımda anlatmış olabilirim.Küçük çaydanlıklara ılık su doldulup içine tuz konuyor.Sonra bahçede yamacımsı bir yerde doksan derece eğiliyorsunuz.Sonra başınızı tamamen yana çevirip iyice aşağı eğiyorsunuz. Burnunuzun bir deliğine çaydanlıkla suyu boşaltıyorsunuz. Burnun ortası yani iki burun deliği arası açık zaten.Burun geniz tıkalı değilse ve kendinizi sıkmazsanız bir delikten giren su diğerinden çıkıyor. Bir süre su akıttıktan sonra başınızı kaldırıp tüm gücünüzle havayı burundan verip ne varsa çıkartıyorsunuz. Aynı işlemi sonra diğer delikten yapıyorsunuz. Öyle bir açılıyorki burun; her kokuyu duyar hala geliyorsunuz.Burunları tıkalı olanlar sonraki günlerde veya 1-2 saat içinde yavaş yavaş hepsini burunlarından akıtıyorlar.Neyse burun temizliği bitti ve sıra kahvaltıya geldi. Taze ekmek oranın hafif ekşimsi yumuşak peyniri ve ev yapımı reçel. Ev yapımı turtalar,çay,kahve,muhabbet.Kahvaltı sonrası yine yürüyerek başka bir bölgeye gittik. Güneş açmıştı ve hava ısınmıştı. Hafif rüzgar eşliğinde kimsenin olmadığı kırlarda tantra yoga yaptık.Harikaydı. Tabii zaten ancak böyle bir yerde yapılır. En son yoga asana'larının kralı sirsasana hareketini yaptık.Fakat bu sefer bacaklarımızı tepey dik uzatmadık ama çapraz tutup ayak tabanlarımızı birleştirdik.Biraz zordu ama çok zevkliydi. Daha sonra gevşeme yani relaxation yaptık.Bu sefer ben tam konsantre olamadım. Karıncalar rahat bırakmadı ve onlardan kendimi isole edemedim. Hocam bu normal dedi sonrasında. Ne zaman doğadaki tüm canlıları güzel ya da çirkin kabul edene ve onlar ile bir bütün olarak aynı evrende yaşadığımızı algılayana kadar bu problemler rahatsızlıklar çıkacaktır dedi. Yani bacağımda gıdıklayarak yürüyen karıncayı hissetmemezlik edemiyorum.Nasıl nefret ettiğim sivrisinek ve hamamböceğini kabul edip yaşayacağım ben? İkisi de hiçbir işe yarayamayan varlıklar her ne kadar ne bilimadamları ne yogacılar öyle düşünmese de.. Üzerimde böcek veya sineğin yürüyüşünü aldırmaz şekilde seyredip o da evrenin parçası diyeceğim gün gelirse emin olun size yazarım:)) Öğlen yemeği için yine eve döndük.Ardından biraz dinlenip tekrar çıktık.Bu sefer araba ile özel bir mülke gittik.Buranın sahibi 20 yaşında bir çocuk. Torino'lu ama amcası bu bölgede oturuyor.Yaz tatillerinde bu güzel bölgeye gide gele aşık olmuş ve bir sürü borca girerek kendine arazi ve bir konta ait olan çiftlik evi ve müştemalat evini almış.Parası oldukça yavaş yavaş restore edecek ve orada peynir üretip satacak.İleride özel camping ve yemek kursları gibi heyecan veren projeleri var. Peynir üretmek için keçiler gelmeden biz mekanı keşfe gidelim dedik:) O kadar huzur verici bir yer ki. Önce her yeri gezdik ve resimler çektik.




Sonra güzel bir düzlük bulup orada mantra yoga hareketleri yaptık. Mantra başka bir rahatlatıcı yoga dalı diyebilirim. Çıkardığımız sesler beynimizdeki düşünceler veya sıkıntılardan arınmamızı sağlıyor ve bir serbest kalma hissi var ki muhteşem. Uzun uzun burada zaten yoga felsefesine girmiyorum çünkü bu yoga blogu değil.İlgilenen zaten internetten bakar ve okur diyorum. Bu yoğun birliktelik sonucu yine gevşeme seansının ardından staj bir anlamda bitti. Eve dönmeden orada herkes konuştu ve içini döktü. Bunu her staj sonrası yaparız. İki günün bize ne verdiğini, ne hissettirdiğini anlatmak ve paylaşmak isteyen anlatır. Genelde herkes söz alır her staj sonrası. Kimse çekinmez ve içini döker. Bu sefer de öyle oldu. Ben daha da büyüdüğümü gördüm. Hocamız da 'artık hoca ve öğrenci ayrımı kalmadı,çok geliştiniz' dedi. Ayrıca benim bu stajdaki kristaller ile verilen cümle dışında bir de kelimem oldu. O da DINLEMEK. Ben çok girişken ve konuşkan bir kişiliğe sahibim. Ağzım iyi laf yapar ve eğlenceli de konuşurum. Benim gibi kişiler çabucak ilgi odağı oluyorlar ve diğerlerine yer bırakmıyorlar. Bunu bilinçli yapmıyoruz, yapmıyorum ama hep öyle gelişiyor. Bundan sonra daha çok dinlemeliyim. Ben çok arkadaşımın derdini dinledim ve onları konuşturdum.Kast ettiğim bu değil.Bir toplu konuşma da daha sessiz daha kapalı kişiliklerinde ortaya çıkması ve içlerinden geleni söylemeleri ve fikir belirtmeleri için daha sessiz durup geri çekilmeyi onlara şans tanımayı bilmem lazım. Bu dinleme olayı iyi bir öğretmen olmada da çok önemli bir faktör. Öğrenciyi dinlemeyi bilmek lazım ona yardımcı olup yanlışlarını göstermek ya da yeni şeyler öğretmek ya da öğretilenleri uygulamasına izin vermek için. Ve tabii bu arada kendime benzeye girişken öğrencilere zaman verirken onun ölçüsünü bilip daha sessizlere de zaman ayırmayı bilmem lazım. Kendimden örnek alıp hem kendimi hem öğrencileri dengelemem lazım.
Dinlemek derken anlam çok geniş aslında kendi içime daha çok dönüp onu da dinlemeliyim ve doğayı bu evreni dinlemeliyim.
Nerden nereye demi? Ama işte bunun gibi daha ne düşünceler, ne farkedişlerö ne karaktersel büyümeler çıkıyor yoga stajları sonrası.. Tabii bu sefer kendimle kalmak, yalnız olmak ve içime dönmek konusunda bir ileri adım daha attım....


31 Mart 2010 Çarşamba

Bormio Kaplıcaları 27-28.03.2010

Bu aralar keyifler üst üste geldi. İstanbul kaçamağının ardından geçen haftasonu kız arkadaşlarımla dağa gittim.Aylar öncesinden gün belirlemiştik. Çalışan anneler olarak öyle yapmazsak hiçbir yere gidemiyoruz. Bormio dağ köyünü severim.Kayak sporu için epey meşhurdur.Köy olarak içinde ortaçağdan kalma yerler bile vardır. Bormio'ya defalarca gittim ve kayakta yaptım ama on sene önce oranın kaplıcalarını keşfettik. Annem kayak yapmadığı için bir sene o da yanımda iken değişik bir şey yapalım diye arkadaşlarım kayarken biz bu kaplıcalara gitmiştik. O zaman bazıları dalga bile geçmişlerdi benimle 'kayak yapmak varken kaplıcalara gidiyorsunuz diye'. On sene geçti bizim Italyan grubun vazgeçilmez durağı oldu. Şimdi ben herkese' ya gördünüz mü!' diyorum gülerek. Arkadaşların orada kiralık evi var, her sene bir kere kızlar grubu bir kere de erkekler grubu gidiyoruz kalmaya.Ben senelerdir oraya gittiğimde sadece kaplıca keyfi yapıyorum. Kayağın pabucu dama atıldı desem!
Cuma öğleden sonra üçbuçuk gibi yola çıktık. Yediden beş kişiye düştük diye tek araba gittik.Milano'dan ikibuçuk saat sürer genelde ama hep trafik vardır tek şeritli yolunda. Bu sefer dört saat sürdü. Vardığımızda geberik halde idik ve bizi sulu kar karşıladı.Berbattı ama moralimizi bozmadık. Hemen kaplıcalara gidip ertesi gün için masaj seansı ayırttık. Sonra eve gittik,biraz yerleşip hemen kendimizi sokağa attık. Paskalya bayramı öncesi olan haftasonu olduğu için boştu köy.Bildiğimiz barımıza gittik.Tek masa bizdik. Yörenin kırmızı şarabından açtırdık. Ortaya tahta tabaklarda yörenin peynirlerinden seçmeler ve salam,prosciutto,pancetta yani bacon,speck söyledik. Taze ekmek ile hepsine saldırdık. İki şişe şarabı devirmişiz. Yürüyerek evimize döndük. Mutfağa yanmayan şöminenin karşısına oturduk. Kadınlar bir arada olunca ne olur? Laf lafı açar. Saat üç gibi artık susup yatmaya karar verdik. Böyle kız arkadaşlar ile keyifli sohbetler tam terapi valla.
Sabah uyanınca evde hızlı bir kahve içip Bormio sokaklarında yürüyerek Cafe bar'a geldik.Cappuccino ve brioches ile tipik kahvaltı keyfi yapmaya.Genelde cappuccino üstüne toz kakao dökerler,dağ köyü tabii tarçın vardı,hemen ektirdim cappuccino'ma.

Dağ yollarını arabayla tırmanarak tepede bulunan kaplıcalara gittik. Bu kaplıcalar yeni ve eski bölüm olarak ikiye ayrılıyor. Biz yeni kısmına gittik. Bu kısmın oteli eski hali aynı bırakılarak restore edildi ve 30 sene kapalı kaldıktan sonra yeniden açıldı.Kuruluşu 1836 yılına dayanıyor. Buradan ingilizce olarak bu kaplıca thermal spa resort'ları hakkında okuyabilirsiniz.Kuzey Italya'ya yolu düşen ve zamanı olanlara şiddetle tavsiye ederim. Bende hemen kaplıcaların girişinin yanında olan otelin resmini koyuyorum. Biz 2004 Ocak ayında eski kaplıcalar olarak adlandırılan Bagni Vecchi Otelinde kalmıştık.Orası da ayrı keyifli. İki kaplıca tesisi de 48 saat önce yer ayırtmak kaydı ile dışarıdan gelenleri kabul ediyor.Otellerde kalanlar devamlı giriş ve kullanım hakkına sahip hatta gece bile girebiliyorlar belli bir saate kadar.Otelde kalmanın en güzel yanı odadan bornoz ile çıkıyorsunuz ve bütün gün bornozla kalıyorsunuz. Otelin barı veya restoranına bile öyle gidiliyor.

Girer girmez size dolap anahtarı bir bornoz,bir büyük havlu ve terlik veriyorlar.
Dolaplara eşyaları kitleyip anahtarı bilezik gibi takıp kendinizi bu muhteşem tesisin keyifli sıcak sularına bırakıyorsunuz. Bu sular benim girdiğim en iyi kaplıca suyu. Bir kere kükürt yok ve kokusuz.İçinde alkalin,sulfat olan bir madensel,mineral su. Nitekim çeşmelerden ılık akıyor ve içebiliyorsunuz. 36-42 derece ve kışın buz yağmur suyunun girmesine izin vermediği için daha sıcak.Direk dağdan çıkıyor ve havuzlara veriliyor yani artezyen değil.Bir ara fotoğraf makinamı dolaptan alıp içerideki iki havuzun resmini çektim.Buhardan pek gözükmüyor zaten. Link verdiğim internet sitesinde bilgiler ve bol resim var.Zaten devamlı bornoz çıkarıp,askılara asıp değişik havuz veya hidromasajlı kısımlara ya da saunalara girdiğimiz için makinamı cebinde bırakmam tehlikeli olurdu. İlk bölüm kapalı hidromasajlı havuzların yanısıra bir oda da küçük türk hamamı dedikleri aşırı buharlı oda vardı ve çok sert çağlayan gibi suların aktığı bölüm vardı. Orada ayakta durup belime ve boynuma o suların akıp doğal masaj yapmasına bayılıyorum. Ara ara değişik boy saunalara var. Bunlara birkaç defa 5 dakika girip ısındık sonra 10 dakika kalmaya başladık.Birinde saat 1230'yapılan özel aktiviteye katıldık. Bir görevli kömürlerin üstüne buz atıyor ve bu içerideki sıcaklığı daha da artırıyor.Ardından buzların üstüne esans atıyor. Önce çam esansı attı. Bu koku etrafa yayılıyor ve her yer buhar oluyor.Elindeki havluyu buhara sallıyor ve yönlendiriyor ve oturanların üstüne çeviriyor. Yoğun çam kokusu ile çok sıcak buhar size çarpıyor. Tabii tansiyon veya başka problemleri olanlar buna dayanamaz. Bana bile o an 'ayy çok sıcak' deme isteği geldi. Birkaç saniye ara veriliyor,buhar azalıyor.Sonra kömür üstüne yine bol buz ve bu sefer salvia ( italyanların yemekte çok kullandıkları bir bitki, bir çeşit adaçayı ama aynı değil) esansı ve yine aynı işlem havlu ile. En son okaliptus kullandı. Tabii burunlar da inanılmaz açıldı.
Bu seans sonrası ara verdik. Değişik dinlenme ve rahatlama odaları var. Orada bornozlar ile şezlonglara yatıp isterseniz üzerinize battaniye örtüyorsunuz. Ya dergi,gazete okuyabilirsiniz ya da biraz kestirebilirsiniz. Genelde çok sessiz yerler ve çok hafif müzik çalıyor ve istediğiniz kadar tisana içebilirsiniz. Tisana alabileceğiniz otomotik makinalar havuzların arasında da var.
Bu odalarda dağ manzarasına bakıp biraz gevşedik.

Sonra güneş çıktığı için biraz dışarıdaki havuzlarda keyif yaptık.Hemen oraları da çekiverdim.



Ardından otelin cafe'ye gidip orada elma suyu içtik süper ve yuvarlak çavdar ekmeği yedik arasına speck ve peynir koymuşlar. Strudel ile tamamlamayı da unutmadık. Çok keyifli bir mekan bayağı bir oturup sohbet ettik.

Baktık saat üç olmuş iç kısmın ikinci katındaki kromoterapi havuzları ve saunaları yaptık,duvar ve yer püskürtmeli sulardan geçtik.Hepsinin resim ve anlatımları var sitede. Burada özel bir bölüm var ben hiç yapmaya cesaret edemez ve hep yarı yoldan dönerdim,bu sefer yaptım. Altı iri taş kaplı kanal gibi bir yere giriyorsun. İlk etap sıcak su ile dolu,yürüdükçe su soğuyor ve en son bölümde dondurucak kadar soğuk oluyor. Bu elips şeklinde olan kanal gibi havuzu 5 kez dönerek yürümen lazım.Su dizkapaklarına kadar ulaşıyor. Bu aktivite kan dolaşımına acayip iyi geliyormuş. Ben buz gibi soğuk suyun olduğu kısımda bayağı bağırdım yürürken ama kesintisiz 5 kez döndüm bu sefer. İsmi Merkür yolu veya Kneipp course. Bu katın sonu geniş bir dış havuza açılıyor. Bu havuzun içindeki sezlonglarda keyif yaptık ve dışarıda resmini gördüğünüz alanda bulunan çamur havuzuna girdik. Orada bulunan çamurlardan her tarafımıza sürdük ve icinde sauna olan tahta eve girdik.Geniş ve çok sıcak değil.Yavaş yavaş tüm çamur üstünüzde kuruyor. Sonra yeniden ılık çamur havuzuna girip sertleşmiş çamurları eritip biraz temizliyorsunuz ve en son dişarıda ılık su ile duş yapıyorsunuz. Bu güzellik kürünü de yaptık ve rüzgar sert esmeye başlayınca içerideki havuzlara döndük. Gruptan ben ve bir arkadaşım biraz erken ayrılıp duşumuzu aldık ve masaj için hazırladık. Beş gibi o stone masajına ben ise ayurvedik masaja girdim.İlk defa denediğim bu masaja bayıldım.Türk google'da türkçe nasıl denir diye ararken ekşi sözlükteki bir tanımı gördüm. Çok hoş aynen kopyalıyorum. 'Yaşam bilimi anlamına gelen ayurveda, eski bir hint sistemi olan yoga’ya dayanır. bitkisel yağlarla yoga esneme hareketleri birlikte kullanılır. adaleleri gevşetip, eklemleri açar, kan dolaşımını hızlandırarak toksin atılımını sağlar.' Aslında ayurveda tercümesi yaşam bilimi ama tanımı alternatif sağlık sistemi.Masaj tam ekşi sözlükte anlatılan gibiydi. İnanılmaz keyif aldım ve ruhumun yükseldiğini hissettim.Aynen yoga kursunda gevşeme anında hissettiğim gibi. Hareketler çok yavaş; yüze,ayaklara ve kafaya da masaj yapıyor. Ondan çok sevdim. Yağ ile devamlı saçlarımı en tepeye kadar çekti durdu. Bu tüm kötülükler ve toksinlerden arındırırmış. Bayıldım. Bu arada masajı yapan kadın Arjantinli idi:)
Masajdan uçmuş halde çıkıp dışarıda manzaraya bakıp bizi bekleyenler ile buluştuk. Tiryakiler sigara içti,ben bol portre ve manzara fotoğrafları çektim.



Saat altıbuçuk olmasına rağmen dağlarla çevrili olduğumuz için hava kararmaya başlamıştı. Ay da çıkmıştı. Çok severim ayı ben mutlu oldum.

Akşam dışarıda yemek için yerimizi meth edilen Ristorante Al Filo' da ayırtmıştım.Bormio'da ortaçağdan kalma yapılar var boşuna demedim. Bodrum katında olan bu taş mekan,600 yıllarından kalma bir ahır ve samanlık.Çok kalabalıktı ve masaların boş olduğu bir bölümü yakaladığım an hızlıca çektim fotoğrafları ondan net çıkmadı ama olsun.

Çok güzel bir yemek yedik.Herkes önden yörenin meşhur makarnası pizzocheri ısmarladı.Karabuğday unundan yapılan bu makarna sonra kıvırcık lahana,küp halinde patates ve o yörenin Valtellina Casera peyniri ve tereyağ ile karıştırılıyor. Tabii lahana ve patatesler makarnanın suyu ile pişiyor.İnanılmaz lezzetli bir makarna. Ben iki ay evvel evde yaptım ama blogda tarifi yazmadım sizler o makarnadan bulup yapamazsınız diye.
O kaba tadlı ev makarnasına tereyağına bulanmış lahana,patates ve erimiş peynir tadlarının birleşimi harika.Yanında kırmızı şarap. Ohh üç tabak yerdim valla. Bu makarnaya başka otlar veya ıspanak katan tariflerde var. Arkadan beş yerine ortaya iki porsiyon et söyledik. İzgara baston adı verilen bu yemekte ortaya gelen çubuğa domuz,geyik ve dana eti sarılmıştı. Kızarmış hafif baharatlı etleri ısırırken aklıma döner gelmedi desem yalan olur.Kaliteli parça döner tabii.Muhteşemdi ; bilhassa geyik ve dana etleri. Ben domuz eti sevmiyorum bana kokuyor. Sadece salam,speck,bacon veya jambon gibi soğuk etlerde seviyorum. Bol ekmek ve iki şişe şarabın ardından tatlıya yer kalmadı. Eve döndüğümüzde geceyarısını geçmişti ve arkadaşlardan birinin doğduğu güne girmiştik.Ondan hemen evde bulunan şampanyayı açıp kutladık.Gül,ağla,iç,felsefe yap derken yine üçte yatmışız.
Ertesi gün geçmiş yıllarda olduğu gibi Bagni Vecchi yani bahsettiğim ilk açılan kaplıcalara gidecektim ama önceden yer ayırtmadığım için yer bulamadım.Zaten ikinci gün ben hep yalnız giderdim,kimse gelmezdi.Bu seyehatte kız arkadaşlarımla köyde kalmayı tercih edip yukarı kaplıcalara çıkıp kapıdan bile şansımı denemedim. Sabah cafe bar'da kahvaltı ritueli sonrası dükkanları dolaştık.Sabah hepsi açıktı.Piazza'ya gittik. Dükkanlar kapanınca bir yerde sandviç yedik. Konuş konuş derken yine üç gibi dükkanlar açılınca biraz daha dolaştık. Saat beşe doğru Milano'ya doğru yola koyulduk. Yine dört saatte vardık. Bu gidiş geliş yolları bizi bitirdi ama kız kıza bol sohbetli güzel bir haftasonu geçirmek hepimize yaradı.